Vücudumuzda meydana gelebilecek yaralanmalar

0
125

VÜCUDUN BÖLÜMLERİ

İnsan vücudu (corpus humanum) beş bölüme ayrılır:

1- Baş (Caput)
2- Boyun (Collum)
3- Gövde (Truncus)
a. Göğüs (Thorax)
b. Karın (Abdomen)
c. Leğen (Pelvis)
4- Üst Ekstremite
a. Kol (Brachium)
b. Ön kol (Antebrachium)
c. El (Manus)
5- Alt Ekstremite
a. Uyluk (Femur)
b. Bacak (Crus)
c. Ayak (Pes)

vucut_bolumleri

 

1. Baș ve boyun Yaralanmaları

Baş ve boyun yaralanmalarına, temas sporları ağırlıklı olmak üzere, birçok sportif aktivitede sıkça rastlanır. Baş üstü düşme, yere çakılma, çarpma, çarpışma ve
benzeri travmalar sonucu oluşan baş yaralanmaları, açık veya kapalı yaralanma şeklinde ortaya çıkabilir.

Yaralanma sonucunda başta küçük kesikler, çürükler, şişmeler, derin kesikler ya da kafatası kırıkları oluşabilir. Baş yaralan-
ması, iç kanamaya ya da beyin hasarına neden olabilir. Başın yaralanmasından hemen sonra baş ağrısı, kafa derisinde
kanama, görme bulanıklığı, bulantı, hâlsizlik, havale, göz bebeklerinin büyüklüğünde değişme, kulak
ya da burundan şeffaf bir sıvı gelmesi ortaya çıkan belirtilerdir.

Yorgunluk, sürekli baş ağrısı, baş dönmesi, sese ve ışığa karşı hassasiyet, kusma, uyuma ve konuşma güçlüğü gibi belirtiler ise yaralanmadan sonraki iki gün veya bir iki hafta içinde ortaya çıkabilir ve bu problemler birkaç hafta sürebilir.

Baş ile gövde arasında bulunan ve son derece hareketli bir yapıya sahip olan boyunda, omur-
ilik, damarlar, yemek ve soluk borusu, lenf damarları, sinir kökleri, omurlar, kaslar, tiroid ve paratiroid
bezleri bulunur. Zayıf ve korunmasız olan boyun bölgesinde, ani ve şiddetli travmalar önemli yara-
lanmalara neden olabilir. Boynun yana dönmesi ya da aniden arkaya savrulması ile kamçı tipi yara-
lanma ortaya çıkar.

Bu tür yaralanmalarda boyunda sertleşme, baş dönmesi, baş ağrısı, bulantı ve kusma görülebilir. Omurilik zedelenmesi, omurga
çıkıkları ve kırıkları daha önemli boyun yaralanmaları olarak değerlendirilir. Bu tür yaralanmada boynun alt kısmında güçsüzlük,
duyu kaybı ve felç görülebilir. Solunumu kontrol eden sinirlerin zarar görmesi ile solunum zorluğu ortaya çıkabilir. Omurilikteki
hasar ne kadar yukarıdaysa zarar o kadar ağır olacaktır.

Yaralanmanın çeşidi, sporcunun ve yapılan spor dalının özelliklerinin belirlenmesi ilk yardım ve tedavinin ilk basamağıdır. Tedavi süreci ya-
ralanmanın gerçekleştiği sahadan başlar ve rehabilitasyonla beraber spora dönüşten sonra da devam eder. Sporcu bu bölgelerden yaralanmış ise
olabildiğince hareket ettirilmemeli, solunumun açık tutulmasına dikkat edilmeli, varsa kask ve benzeri koruyucu malzemeler çıkarıl-
madan belirtilerin ciddiyetine göre hemen ambulansla sağlık kuruluşuna nakledilmelidir.
2. Omuz Yaralanmaları

Omuz, anatomik olarak çok geniş hareket açıklığı, zayıf eklem teması, bu zayıf teması desteklemek ve hareket açıklığını sağlamak için yer alan kıkırdak ve tendon
destekleriyle vücudun en karmaşık eklemidir.
Omuz yaralanmaları, omuzun yoğun olarak kullanıldığı voleybol, tenis, basketbol, halter, hentbol, su topu, yüzme, güreş, buz hokeyi, ragbi ve binicilik gibi spor dallarında sıkça görülür.
İleri yüklenmelere maruz kalan omuz bölgesinde görülen başlıca problemler omuz çıkığı, rotator cuff (çevirici manşet) yaralanmaları, sıkışma (impingement), tendon kop-
maları ve kırıklardır.
Omuz çıkıkları çoğunlukla travma sonucu oluşur. Sporcu düşerken gövdesini korumak için içgüdüsel olarak
kolunu kaldırır ve dışa doğru döndürür. Düşme sonucunda kolun yere temasıyla birlikte çıkık meydana gelir.

Humerus (pazı kemiği) başının eklem çukurundan öne ve aşağı doğru çıktığı anterior çıkık, sık görülür ve bu çıkık tipinin tekrarlama eğilimi fazladır.
Humerus başının eklem çukurundan arkaya doğru çıktığı posterior çıkık ise az görülür ancak bu çıkıkların teşhis ve tedavisi zordur. Omuz genişliğinin sağ-
lam omuza oranla dar olması, ağrı, hareket kısıtlılığı, köprücük kemiğinin omuza yakın ucunun belirginleşmesi, eklem çukurundan çıkan humerus başının gözle
ve elle hissedilmesi çıkığın belirtileridir. Çıkık ne kadar erken yerine konulursa iyileşme süresi de o kadar kısalır. Bundan dolayı yaralı sporcu hemen bir sağlık ku-
ruluşuna götürülmeli ve uzman sağlık personeli tarafından tedaviye alınmalıdır. Tedavinin seyri çıkığın derecesi ve oluşan hasar ile ilişkilidir.
Omuz fonksiyonlarından önemli kısmını gerçekleştiren bir yapı olan rotator cuff, tendonlarla omuz etrafına yapışan dört kası içine alan kas grubuna verilen isimdir. Omuzu kaldırma, içe ve dışa doğru döndürme hareketlerini gerçekleştiren bu yapıda, omuzun ağırlıklı kullanıldığı spor dallarında, aşırı kullanımlar sonucu rotator
cuff tendiniti (tendon iltihabı) veya zorlanması sonucu tendon yırtığı sık rastlanan sorunlardandır. Uykuda sağa sola dönme sırasında ve eli başa götürme hareketinde üst kolun dış yan tarafında artan bir ağrı en önemli belirtisidir. Sıkışma, omuz veya baş üstü aktivitelerde omuzun arka bölümünde hissedilen ağrı ile ortaya çıkan bir rahatsızlıktır. Fırlatma, atma gibi omuz hareketlerinde ağrının arttığı görülür. Omuz bölgesinde karşılaşılan yaralanmalardan bir diğeri de kürek ve köprücük
kemiklerinde oluşan kırıklardır. Bu tür kırıklar, düşme veya doğrudan maruz kalınan darbe sonucu oluşur. Kırık bölgesinde hassasiyet,
şişme ve hareketle birlikte artan ağrı en önemli belirtileridir. Bu bölgede oluşan kırıklar özel sargı ve bandajla sabitlenir.
Omuz bölgesi yaralanmalarında, sporcu omuz konusunda uzmanlaşmış bir hekim tarafından tedavi edilmelidir.

humeruss
3. Göğüs Yaralanmaları

Göğüs bölgesinde oluşan spor yaralanmaları genellikle yumuşak doku yaralanmaları şeklindedir. Kalp ve akciğerler gibi hayati önem arz eden or-
ganların bulunduğu göğüs bölgesi yaralanmaları vurma, çarpma ve darbe sonucu oluşur. Bu bölgeye gelen darbeler boyun ve omurgayı da etkile-
yebildiği için hayati bir tehlikeye yol açıp açmayacağı belirlenmelidir. Yaralanma sonucunda genellikle solunum güçlüğü ve ağrı söz konusudur
ve bu durum sporcuyu spordan uzun süre uzaklaştırabilir.

Göğüs yaralanmaları, çoğunlukla yumuşak doku yaralanması gibi düşünülse de bilinç durumunda değişme, boyun damarlarında
şişme, kanlı-balgamlı tükürük, zor ve ağrılı soluk alma gibi belirtilerin görülmesi durumunda, sporcu gözlem altında tutulmalı ve en kısa za-
manda sağlık kuruluşuna nakledilmelidir.

Göğüs yaralanmalarını ilk yardım uygulamaları açısından iki başlıkta inceleyebiliriz:

Kapalı göğüs yaralanmaları: Üstteki deri dokusu sağlamdır. Travma sonucu deri altı dokusundaki hasar nedeniyle morarma, ağrı, kaburga kemiklerinde kırıklar ve
akciğerde yırtılma veya yaralanma görülebilir. Ayrıca şiddetli kuru öksürük sonucunda akciğerlerde, travma olmaksızın kapalı göğüs yaralanması ortaya çıkabilir. Şiddetli
göğüs ağrısı, solunum güçlüğü, öksürük ile kanlı balgam veya tükürük gelmesi kapalı göğüs yaralanmalarının belirtileridir.

Açık göğüs yaralanmaları: Delici bir cismin ( bıçak, şiş, kurşun gibi ) batması veya kaburga kemiği kırıklarında, kırık uçların göğüs duvarını delmesiyle meydana gelir. Yaralanan bölgede solunumla birlikte görülen şiddetli ağrı, öksürükle birlikte kan gelmesi, yetersiz solunum nedeniyle dokularda morarma ve kan basıncında düşme, bu tür yaralanmalarda sıkça karşılaşılan belirtilerdir.
4. Kol ve Dirsek Yaralanmaları

Kol, yapısı itibarıyla çeşitli hareketleri ve işleri yapmamızı sağlayan önemli bir organımızdır. Kolun, omuz ekleminden dirsek eklemine kadar olan kısmına üst
kol, dirsek ekleminden el bileği eklemine kadar olan kısmına da ön kol denir.

Üst kol bölgesinde humerus, ön kol bölgesinde ise radius ve ulna kemikleri bulunur. Kolun hareketini sağlayan kaslar, bu kemiklere yapışmıştır.

Üst kol, hareketlerini (aşağı, yukarı, öne, arkaya, içe ve dışa dönüş) dört ayrı kas ve omuz eklemi yardımıyla yapar. Bu kasların en önemlisi ön
kolun bükülmesini sağlayan pazı kasıdır.

Ön kol ise hareketlerini (düzleşme, bükülme, içe ve dışa dönüş) dirsek eklemi ve üst koldan başlayıp ön kol kemikleri üzerinde sonlanan
18 adet kas yardımıyla yapar. Bu kaslar el ve parmakların hareketlerini de sağlar.

Dirsek, humerus, ulna ve radius kemiklerinin birleştiği ve her birinin ayrı ayrı birbiriyle eklem yaptığı iki yöne hareket eden menteşe tarzı bir eklemdir.

Spor aktivitelerinde görülen kol ve dirsek yaralanmaları genellikle aşırı kullanım nedeniyle oluşan yaralanmalar ile travma sonucu karşılaşılan yumuşak doku yaralanmaları, dirsek çıkıkları ve kırıklardan oluşur. Çeşitli nedenlere bağlı olarak dokular arasından geçen sinirlerin baskıya uğraması sonucunda ise ön kol ve dirsekte sinir sıkışmaları oluşur ve bu durum ellerde, kasların çalışmamasına bağlı olarak hareket bozukluğuna ve duyusal bozukluğa yol açar.

Üst ve ön kolda yumuşak doku yaralanmaları genellikle tekrarlanan hareketlere bağlı olarak oluşur. Dirsekte ise bunlara ek olarak yanlış teknik uygulanması yaralanmaya sebep olabilir. Özellikle temas sporlarında oluşabilecek yaralanmalarda iç kanama ve sinirlerin zarar görmesi söz konusu olduğundan tıbbi yardımı geciktirmemek gerekir.
5. El ve El bileği Yaralanmaları

El ve el bileğinde, 28 adet kemik ve 20’den fazla eklem bulunur. Günlük hayatta en çok kullanılan organ olması sebebiyle çok sayıda yaralanmanın görüldüğü karmaşık bir yapıya sahiptir. Bu bölgedeki kemikler tendonlar aracılığı ile birbirlerine bağlanır.

Sinirler ve kan damarları da düşünüldüğünde önemsiz gibi görülen yaralanmalar fiziksel bozukluklara yol açabilir. Daha çok temas sporlarında olmak üzere sporcuların el üzerine düşmesi sonucu kırıklar, çıkıklar, burkulmalar oluştuğu gibi tekrarlanan hareketler sonucunda da bu bölgedeki yaralanmalar ortaya çıkar.

Ezilme, kesik ve çizikler açık yaraların bakım prensipleri ile tedavi edilirken damar yaralanmalarında ise uzman hekim tedavisi uygulanır.

Çatal (Colles) kırığı

DİKKAT

El bileği kesilen yaralı ile karșılașırsanız elastik bir bandaj veya uygun herhangi bir materyal ile el bileğini, kanamayı durduruncaya kadar sıkınız.
Ancak bu sıkma, sinirleri tamamen zedeleyecek düzeyde olmamalıdır. Aralıklarla bandajı gevșeterek kesilmeyen diğer damarlardan ele kan gitmesini sağlayınız.
Aksi takdirde uzun süre kanın gitmemesi durumunda el, kangren olabilir.

 

6. Kalça Yaralanmaları

Kalça, femur (uyluk kemiği) ve pelvis (leğen kemiği) kemiklerinden oluşur. Femur başı pelvisin asetabulum (soket) adı verilen girintisi

içine geçerek kalça eklemini oluşturur. Asetabulum, kıkırdak yapısıyla kemiklerde tampon görevi görür ve eklem içi sürtünmeyi azaltarak hareketin

uyumunu sağlar. Kuvvetli bağ yapısı pelvis ve femuru birbirine bağlar, eklemleri sarar ve dengeler. Ayrıca vücudun üst kısmının ağırlığını dengeler-

ken egzersiz ve aktivitenin etkisini azaltarak vücudun rahatça hareket etmesini sağlar.

Kalça yaralanmaları kemik, eklem ve yumuşak dokularda oluşabilecek yaralanmalar şeklinde çeşitlilik gösterebilir ve pek çok nedenden kaynaklanabilir. Çoğunlukla düşme sonucunda ve doğrudan travmaya maruz kalınan temas sporlarında bu tür yaralanmalarla karşılaşılır.

Kalça ekleminde yan yana olan kemiklerin, şiddetli bir travma sonucu birbirlerine değmeyecek şekilde normal pozisyonlarından ayrılmaları ile

çıkık oluşur. Bu tür çıkıklar, genellikle tendon kopması, bağ yırtıkları ve kırıklarla beraber oluşur.

Kemikte veya siyatik sinirde geçici veya kalıcı sakatlıklar oluşabilir. Kalça çıkığı acil tıbbi müdahaleyi gerektiren bir durumdur.
7. Uyluk bölgesi Yaralanmaları

Vücudun en uzun ve en kalın kemiği olan femur ile onun üzerini kaplayan güçlü kaslardan oluşan uyluk bölgesindeki spor yaralanmaları, başta yumuşak doku yaralanmaları olmak üzere, tendon yaralanmaları ve kırıklardan oluşur. Bu bölgede hem karın kasları hem de uyluk iç yan kasları kasıkta pubis isimli ke-
miğe yapışıktır. Sporcularda, özellikle futbolcularda, uyluk iç yan kaslarının kasığa yapıştığı bölgede aşırı kullanım yaralan-
maları oluşur. Bununla beraber travmaya bağlı olarak femur cisim kırıkları, kas zedelenmeleri ve tendon hasarları uyluk bölgesi sorunları olarak karşımıza çıkar. Bu tür yaralanmalar kanamaya yol açabilir ve biriken kanla beraber ağrı ve şişlik oluşur. Bu da kalça ve uyluk hareketlerini engelleyebilir.
Sporcunun sportif aktiviteye dönüşü tedavi sürecinden sonra hekim kararıyla olmalıdır.

8. Diz Yaralanmaları

Diz, sportif aktivite ve günlük yaşamımızdaki hareketlere büyük oranda katılan, femur ile tibia (kaval kemiği) arasındaki menteşe biçimli eklemdir. Eklem
içindeki tüm kemik yüzeyler eklem kıkırdağı ile örtülüdür ve eklem ön taraftan diz kapağı ile korunur. Femur ve tibia arasındaki yük taşıyan kıkırdak
yüzeyler, “C” harfi biçimde, menisküs olarak adlandırılan iki esnek kıkırdak yapı ile korunur ve desteklenir. Bu yapı, yuvarlak femur ile düz tibianın yapısal uyu-
munu ve bunlara binen yükün tüm eklem yüzeyine dağılmasını sağlar. Gelen darbeleri emerek eklemin sabitliğine yardımcı olur.
Her iki ucu ile kemiğe yapışan, sınırlı esnekliğe sahip bağlar, diz eklemini sabitleyen ana yapılardır. Tendonlar ise bir uçlarıyla kemiğe diğer
uçlarıyla kasa yapışan, kasın hareketini kemiğe ileten yapılardır. Diz ekleminde, spor aktiviteleri sırasında şiddetli travmalara bağlı olarak tendon, bağ ve me-
nisküs yaralanmaları, patella (diz kapağı kemiği) kırıkları ve az da olsa çıkıklar görülür.
9. ayak ve ayak bileği Yaralanmaları

Yelpaze gibi açılan tarak kemikleri sayesinde dengeli ve eşit yük dağılımı ile vücudun yerle temasını sağlayan ayak ve ayak bileği, sık yaralanan organlardan biridir. Özellikle ayak burkulması, spor yapsın veya yapmasın, bütün insanların karşılaşabileceği bir yaralanma türüdür. Ayak bileğinin her iki yanın-

daki bağlar en sık yaralanan yapılardır. Spor yapanlarda daha fazla olmakla beraber yüksek topuklu veya kalın tabanlı ayakkabılarla dikkat etmeden yürüyen kişilerde de bu durum görülebilir. Ağrı, şişlik, renk değişikliği en önemli belirtilerdir.

Ayrıca ayak ve ayak bileğinde, travmanın şiddetine göre burkulmalarla beraber kırık, çıkık ve çatlak gibi yaralanmalar da görülebilir.

Ayak bileği bağ yaralanmaları hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir. Çünkü tam anlamıyla iyileşme doğru tedaviyle sağlanabilir. Sportif aktivitelere tam

anlamıyla dönmek için sporcunun ağrılarının geçmesi ve eklem hareketlerinin normale dönmesi gerekir.

 

 

Birbirine bağlı 206 parçalı bir yapı: İskelet nedir?
* Bir yetişkinin vücudunda 206 kemik olmasına karşın bu sayı çocuklarda 350 kemiğe
kadar ulaşır. Ancak ergenlik dönemine girerken bu kemiklerin birçoğu birleşir ve kemik sayısı
206’ya düşer. İnsan vücudunun ağırlığının yaklaşık % 20’sini kemikler oluşturur. Yani 80 kilo
ağırlığında bir insan, bedeninde 16 kilogram ağırlığında kemik taşır. Daha doğrusu, bu 16 kilo-
gramlık iskelet, 80 kilogramlık bedeni taşır, ayakta tutar, hareket ettirir. Bu dayanıklılık, iskele-
tin hayranlık uyandıran özelliklerinden sadece bir tanesidir. Kemiklerin en önemli özelliği ise
insana çok çeşitli şekillerde hareket etme imkânı sağlamasıdır. Bu özellik, türlü makine ve
robotlar üzerinde uygulanmaya çalışılmış ancak istenilen sonuçlar elde edilememiştir.

 

CEVAP VER