Örnek bir hitabe

0
81

BURSA’NIN GERİ ALINMASI

Hanımlar!

Bu kadar acıdan sonra, bu kadar ayrılıktan sonra, yan yana çektiğimiz bu kadar hasretten sonra, kur-
tuluş günleri geldi. Siz bu kurtuluş günlerini bize kazandıran aziz şehitlerin, gazilerin anaları, arkadaşları,
kız kardeşleri! Artık sevinin, sevinmek hakkınızdır; bayram edin, en büyük bayrama erdiniz, büyük bayra-
mınız mübarek olsun!

Anadolu kadınları!

Bu gaza diyarında, bin seneden beri, ateş ve cenk yerlerine oğullarını koşturan Anadolu kadınları; bin
senedir oğulları daima uzak yerlerde ölen, yetiştirdikleri oğulların mezarları nerededir bilmeyen Anadolu
kadınları! Kurtuluş günleri, kavuşma günleri geldi. Sevinin, bayram edin!

Cihan harbinden beri ardı arası gelmeyen bir cenk için, ağzından bir şikâyet sözü çıkmadan, nesi varsa
hepsini veren, Anadolu kadınları! Erkekleri kan ve ateş yerlerinde savaşırken uzak denizlerin kıyılarından
orta yaylalara doğru, günlerce haftalarca çıplak ayakları, giyimsiz sırtlar ile kurşunları, top mermilerini
taşıyan Anadolu kadınları! Batıda, doğuda, kıblede, bütün cephelerin arkasında memleketi işleten, tarlaları
yeşerten, sayısız yetim çocukları yetiştiren büyüten sensin, ey Anadolu kadını!

Sırası gelince cephaneyi, yaralıyı taşımak sana yetmedi, silaha sen de sarıldın, düşman önünde sen de
nöbet bekledin, ateşlere sen de girdin, sen de gaza ettin. “Erkek arslan arslan olur da, dişi arslan arslan
olmaz mı?” diyen sensin. Erkeğinle beraber zafere erdirdiğin gazan mübarek olsun. Zafere eren gazanın
büyük bayramı mübarek olsun!

Zabitler!

Dünyanın hiçbir ordusunun yüklenemeyeceği kadar ağır bir vazifeyi genç omuzları üstünde taşıyan
zabitlerimiz, baba ocaklarının gölgesi altında değil, cenk yerlerinin güneşi ve ateşi içinde yetişen zabit-
lerimiz, birçok muharebelerin ateşinden, demir kasırgalarından geçen yırtık, yanık gaza bayrakları gibi,
düşman kurşunları ile vücutları delik deşik olan zabitlerimiz, milyonlarca delikanlılarımızın yolunda can
verdiği vatanı, siz, düşünüp sezmediniz, siz onu haritalar üstünde kitaplar içinde öğrenmediniz. Siz onu
adım adım gezdiniz, her avuç toprağını kanınızla suladınız.

Ey Türk zabiti! Senin gözlerinin içinde, cenubun kızgın çölleri tutuşup duruyor. Senin gözlerinin içinde,
Kafkas’ın buzlu dağları buruşup duruyor. Senin gözlerinin içinde, Malazgirt Ovaları, Pasin Ovaları serilip
duruyor, vatan senin için yaşıyor.

En büyük askerimiz diyordu ki: “Zabit muharebeleri yapıyoruz.” Zabit muharebeleri, yani fikir muhare-
beleri yapıyoruz. Sen bir fikirsin. Gevşemez, vazgeçmez, sarp, yalçın bir fikirsin. Türklük ve istiklâl fikrinin
bayrağını, yangın kızıltısı içinde, demir kasırgası ortasında yücelten sensin. Düşmanın milliyet fikrine, mil-
liyet fikrinle karşı çıktın. Seninki elinkinden üstündü. Her biri, ayrı ayrı kaç adamın ömrünü doldurmaya kâfi,
o kadar acı, tatlı hatıralarla dolu olan genç başın, bugün zaferin sabah aydınlığı içinde duruyor. Bugün
mesutsun, mağrursun, kimin bu saadete, bu gurura senden fazla hakkı vardır. “Türk tarihi tükendi, bitti”
demişlerdi. O tarihin aşkıyle dolu bağrından bir gürleme, bir kükreme sesiyle haykırdın: “Türk tarihi yeniden
başlıyor,” dedin. Senin elinde Türk tarihi yeniden başladı, vatan kurtuldu. Onu kurtaran sensin. Duyuyor
musun? Anadolu’nun ufuklarında, Sakarya’dan İnönü’ye, İnönü’nden, Çanakkale’ye, Çanakkale’den
Plevne’ye, Mohaç’a, Niğbolu’ya, Kosova’ya kadar eski yeni bütün gazaların sancakları şimdi geçit yapıyor,
takım takım uçuyor. Duyuyor musun? Başının ucunda rüzgâr dönemeçleri gibi bir ses var. Cenk yerlerinde
kalan silah arkadaşlarının ruhları seni bin kerre aziz başının üstünde bu gün tavaf ediyor. Ey Türk zabiti, ey
damarlarında kan yerine güneş akan destani kahraman, bayramın mübarek olsun!

Bahriye zabitlerimiz!

Gözlerimizden ırak olduğunuz bugünlerde, zannetmeyiniz ki kalplerimizden de ıraksınız. Anadolu
harbinin düşman zincirini eritmek için yaktığı ateşleri, uzak sahillerden siz getirdiniz. Düşman elleri irili ufak-
lı ne kadar harp gemimiz varsa bizden aldığı vakit, zannetti ki sizi vasıtasız bıraktı, çaresiz bıraktı. Hâlbuki
çare sizin kararınızda, sizin kalbinizde idi. Başkalarının bir gezintiye çıkmağa cesaret edemeyeceği, kırık,
sakat tekneler içinde, denizle oynadınız, fırtına ile oynadınız ve en ziyade canınızla oynadınız.
Karadeniz’in, Akdeniz’in, Kızıldeniz’in eski kurtları olan denizci babalarınız içinizde yaşıyor. Deniz yolların-
da ne yaptığınızı denizin içlerine sokulup uzanan Anadolu unutmayacaktır. Kıraç, çorak yaylaların boşluk-
ları üstünden, sahilleri kuşatan ormanlı dağların sırtlarından size sesleniyorum, bayramınız mübarek olsun.

Askerler!

Milletin göz bebekleri, bin yokluk içinde en büyük varlığımız olan ey Türk askeri! Bu dövüş olur muydu,
eğer sana inanmasalardı, sana güvenmeselerdi? Bu kurtuluş olur muydu, eğer ortada her zorluğu yenen
gücünle sen olmasaydın? Cihan harbinden sonra Türk askeri kalmadı, tükendi dediler. Ümit azalmıştı.
Dünyamız kararmıştı. Bir gün tekrar sen göründün. Sen tekrar göründüğün gün, ümit tekrar göründü. O
günden beri talihimiz yeni baştan bize döndü.

Ey Türk askeri! Dostun ve düşmanın, kim seni cenk yerlerinde gördü de sana hayran olmadı, sana
gönül vermedi? Hangi sevgi senin kalbine girdi de yanan, tutuşan bir aşk olmadı? Hangi düşünce senin
başında yer etti de bir din, bir iman olmadı? Senin sabrın karşısında hangi inat istediğinden vazgeçmedi?

Bize yedi sene süren muharebelerden bahsederler, bize otuz sene süren, yüz sene süren muharebeler
anlatırlar, sen bin sene muharebesini yapıyorsun. Atalardan babalara, babalardan oğullara, oğullardan
torunlara miras kalan nihayetsiz bir muharebenin, sen ismi dünyaları tutmuş kahramanısın! Keşke senin dilin
bende olsaydı, istediğin vakit her düşündüğünü Kur’an belagatiyle anlatan o tılsımlı dilin bende olsaydı.
Karşında söz söyleyen bu şehir uşağı, daha sana neler diyecekti. Gönlüm istiyor fakat dilim yetmiyor. Ey
Türk askeri yüreğim sevginle dolu… Senden dolayı eriştiğimiz bu bayram sana mübarek olsun! diyorum.

İşçilerimizi unutabilir miyiz? Üç senedir, gece gündüz örsünün başında enkaz halinde bırakılmış tüfek
ve top parçalarından dişlerine kadar silahlanmış düşmanlara karşı yıldırım cihazları çıkaran işçilerimiz…
Sizi unutabilir miyiz. Bu zaferde sizin ne büyük bir payınız vardır. Mübarek olsun bayramınız sizin de…

Hanımlar, efendiler!

Başımızın üstünde parlayan bu ikindi güneşi, şimdi kurtulan Aydın’ı, İzmir’i ve Bursa’yı aydınlatıyor.
Burada kurtaranların bayramı, orada kurtaranların ve kurtulanların bayramı var… Aydın’a, İzmir’e, Bursa’ya
evleri donatan, sokakları kızartan bayraklarımızla şafaklar indi. Kurtarıcı askerlerimizin geçtiği yollardan
sevgili Bursa’mıza selamlar gönderiyoruz.

Ben Bursa’yı bilirim. Kaç defa camilerinde, türbelerinde uzun uzadıya dalgın saatler geçirdim, içinde
atalarımızın uyuduğu topraklarından, yeşil dumanlar gibi tüten servilikleriyle, üstüne daima bir ay ışığı vur-
muş gibi bembayaz duran minareleriyle, Bursa da şimdi bayram yapıyor.

Sabahlara kadar bu sesler içinde uyuyan Bursa, çamlarının, dede çınarlarının dallarında deniz hışıltıları
eksik olmayan Bursa… İlkbahar olunca ovalarına şafaklar devrilmiş gibi, gelincik bulutlarıyla taraf taraf
kızaran, tutuşan Bursa… Şimdi gözyaşları içinde kurtuluş bayramını yapıyor.

Biraz ötede, gök kubbenin altında bir tek olan, zavallı İstanbul’umuz var. Daha ötede, Tunca’nın, Arda’nın,
Meriç’in kol kol uzandığı ovaların ortasında, başında bir dağa benzeyen büyük bir gufran dalgasıyla,
Selimiye’siyle duran zavallı Edirne’miz var. İstanbul, kurtulanları düşünerek seviniyor ve kurtulmayı bekliyor.

Mütareke günlerinden sonra idi. İzmir’e Yunan askeri çıktığı vakit, başımıza gelen tehlikeyi o, anlamıştı.
İstanbul anlamıştı ki büsbütün karanlığa giriyoruz, belki bu tarih kapanacaktır, bitecektir. Evlerden, mahal-
lelerden seller gibi çıktılar, seller birleşerek dereler oldu, dereler birleşerek nehirler oldu. Matemlere bürün-
müş simsiyah bayraklar altında toplananlar bir mahşerdi, bir kıyametti.

O yerlerde bir daha toplanacağız, İstanbul’umuzun, Edirne’mizin kurtuluşuna hamdetmek için
toplanacağız.

Tanrı, yüce Tanrı!.. Bizi cenk işlerinde muzaffer kıldın, bizi sulh işlerinde de muzaffer kıl!..

Karanlıklarımız var, ağartacağız. Yurdumuz virandır, şenleteceğiz. Yüz binlerce öksüz yavrularımız var,
okutacağız, büyüteceğiz. Tanrı, ulu Tanrı! Bizi bu işlerde de muzaffer kıl!

Hamdullah Suphi TANRIÖVER

Büyük Türk Klasikleri

TEILEN
Önceki İçerikErol Günaydın kimdir?
Sonraki İçerikEce Ayhan kimdir?

CEVAP VER