KÜRESEL ÇEVRE KİRLENMESİ NEDİR?

0
97

Günümüzün dünyasında çevre kirliliği, tüm gezegeni kaplayan boyutlara ulaşmış durumda. Dünyanın
birçok bölgesinde insanlar, çevre felaketine karşı korumasız, nükleer tehdit ve radyasyondan habersiz bir
yaşam sürmektedir. Bilim adamları ise bu olumsuzlukların devamı hâlinde dünyadaki tüm canlıların ciddi
biçimde tehdit altında olduğunu vurguluyorlar.

Hâlbuki insanoğlunun gelişimi başlarda yaşam ve doğal çevre ile uyum içinde sürmüştür. Ancak
dünyadaki toplumsal ve teknolojik gelişmelerin hızla artışı karşısında ekolojik sistemin bu hassas dengesi
giderek bozulmuştur. Bu tehlikeli gelişmenin seyircisi durumunda olan insanlık ise dünyada dengeli bir
çevrenin korunamaması hâlinde tüm canlıların varlığının sürmesinin olanaksızlığını acaba ne zaman
anlayacak?

Bu yılın yaz başlarında başlayan yağmur dönemi dünyayı etkisi altına aldı. Barajları, setleri ve köprü-
leri yıkan seller ölümcül sonuçlara yol açtı. Bir süre önce Trabzon’da yaklaşık üç saat süren yağmur,
Sürmene ilçesi ve haritadan silinen Beşköy beldesinde büyük mal ve can kaybına neden oldu, ocakları
söndürdü…

Yağışların etkili olduğu bir başka ülke olan Çin’in birçok bölgesinde barajlar yıkıldı. Harekete geçirilen
askerî birlikler setleri yıkarak sel sularının kırsal kesime yayılmasını sağlamaya çalıştılar. Sel, eylülün
ortasında da Meksika’nın Chiapas (Çiapas) eyaletinin Valdivia (Valdivya) köyünü yok etti.

Dünyadaki benzer sel baskınlarının verdiği zararlar ürkütücü boyutlara ulaştı. 240 milyon kişiyi etkilediği
söylenen bu yaz selleri, resmî açıklamalara göre şimdiye kadar 2 binin üzerinde insanın ve sayısı bilin-
meyen diğer canlıların yaşamlarına mal oldu. Yaklaşık 14 milyon kişi evini terk etmek zorunda kaldı. Bu
durum, insana, Çinlilerin “Su ile şaka olmaz.” özdeyişini hatırlatıyor.

Gün geçmiyor ki çevre felaketi haberlerde yer almasın. Büyük Okyanus’ta 30 metreye kadar yükselen
dalgalar sahilleri yerle bir etti. Deniz dibindeki deprem ya da yanardağların patlamasından meydana geldiği
söylenen bu dev dalgalara karşı uyarı ağları da para etmiyor. Hatırlanacağı gibi bu dev dalgalar, 1993’te
Endonezya’da bir adanın tamamını kapladı ve 2 bin kişinin yaşamını yitirmesine yol açtı. Yine Gine’de
yaşamını yitirenlerin sayısı ise 3 bini aştı.

 

Dev dalgalara yol açan depremin merkezi Büyük Okyanus’ta idi. Ama yer kabuğu, dünyanın başka böl-
gelerinde harekete geçecek şekilde etki alanını genişletti. Örneğin, haziran başında başlayan depremlerin,
dünyanın dört bir yanını salladığı ortaya çıktı. Ülkemiz de bundan nasibini aldı.

Bu ve buna benzer felaketler bize, geleceğimizi bugünden tahmin etmenin olanaksızlığını gösteriyor.

Ozondaki delinme ve hava kirliliğinin yaşamda olumsuzluklara neden olabileceği ve doğal yaşamın
temellerini dinamitleyeceğini küresel gözlükle niçin göremiyoruz?

Küresel çevre sorunlarının çözümü konusunda her ülkenin, çağdaş yöntemlerle halkını bilgilendirmesi
bir görev olmalıdır.

 

Sanayinin kent içinden uzaklaştırılmasına ve millî parkların gereği gibi korunup doğal hâli ile tutularak
toplumun yararlandırılmasına öncelik verilmelidir.

3 binli yılların insanları için, doğayla çok daha büyük uyum içinde yaşanacak rüzgâr güneş enerjisinden
yararlanacak doğal konut yapımına geçilemez mi? Bu sahada yeni arayışlar içinde olmalıyız.

Doğanın intikamının daha büyük olmaması ve acının yoksul ülkelere çektirilmemesi için insanların bir
an önce kendilerine çeki düzen vermeleri gerekiyor.

Ölümcül etkileri yıllardır sürmekte olan “Çernobil” olayından kim sorumlu? Bugün “Çernobil”den on misli
daha tehlikeli olacak, radyoaktif atıkların bulunduğu söylenen Sibirya’nın batısındaki Karaçay Gölü, bir
saatli bombadan farksızdır. Gölün altında, yaklaşık yüz metre derinlikte 5 milyon metreküp radyoaktif
tozlardan oluşan kütlenin varlığı bilinmektedir.

 

İnsanların yazgıları ile ilgili dehşet dolu olası tehlikelere karşı evrensel yurttaş girişimlerinin etkinliği
artırılmalıdır.

Hepimizin paylaştığı bu dünyayı, bu gezegeni gelecek kuşaklara kirli ve çirkin bırakmaya hakkımız var
mı? Geleceğe bir borcumuz yok mu? Hatalarımızın bedelini henüz doğmamışlara ödetmemeliyiz.

Doğanın yasalarına yeterince duyarlılık göstermeli ve doğal afetlerini ciddiye almalıyız. Doğal zengin-
liklerle dolu olması gereken bir dünyadan daha fazla yoksun olmamalıyız.

 

CEVAP VER