Japonya hakkında bir araştırma yapınız

0
121

Yenilikleri çabuk kapıyorlar; ürünlerini pazarlamasını biliyorlar; fabrikaları çok verimli çalışıyor; bir işçi, söz
gelimi bir Hollanda işçisine göre ayda beş misli fazla TV tüpü üretiyor; robotizasyon ve otomatizasyonu çok
ilerletmişler. Millet olarak ideolojileri farklı, millet değil şirket gibi çalışıyorlar; işçi-işveren yok, baba ve evlat-
lar var; hele bir erkek eve, akşam erken gelsin; mahalle ayıplar. Gece on birde iş yerlerinin çoğunun ışığı açık-
tır. Hatta bazıları, gece eve gitmeye üşenip büroda sabahlar. Babaların eşleri ve çocukları ile aile yaşamı sür-
dürmesi olanaksız. Şirketlerin arkasında büyük mali çevreler var; istedikleri zaman, ucuz faizle borçlanıyorlar;
yönetim de kendilerini aynı aileden saydıkları için birbirlerine güveniyorlar; sorunları kimseyi kırmadan
çözümlemeyi beceriyorlar ve başarılı oluyorlar. İnsanlar birbirine çok saygılı. Sorumluluk duygusu çok geliş-
miş. Bir iş yerinin müdürü, orada çalışanların tüm sorumluluğunu üstleniyor. Temizlik çok önemli; evler, iş
yerleri, taşıt araçları, sokaklar, parklar pırıl pırıl. Evler bir yana, bazı lokanta ve dükkânlara bile ayakkabı ile
girmek yok. Aile yaşamı çok önemli. Boşanmak zor. Birbiri ile geçinemeyen çiftler önce boşanma bürosuna
başvuruyor. Oradaki memur tüm aileyi sorguya çektikten sonra gerek görürse onları mahkemeye gönderi-
yor. Boylarının kısa olması onları tedirgin ediyor. Bu yüzden boy uzatıcı ilaç ve yöntemler arıyorlar. 1959’dan
bu yana, boy ortalaması 17 cm artmış. Elbette bunda iyi beslenmenin payı da küçümsenemez.

Kimlerden söz ettiğimi hemen anladınız değil mi? Evet, Japonlardan… Zaten bu sıraladığım özellikleri
barındıran başka bir ulus var mı ki? Ama gelin, isterseniz daha az kişinin bileceği bir şeyden söz edelim.
“Ameterasu”dan. Beyaz zeminli Japon bayrağının tam ortasında bulunan kıpkırmızı bir güneş var ya, işte
ondan. 124 Japon imparatorunun atası sayılan Pirinç Tanrısı Nini-gi-Nomikot’nun büyükannesi, Güneş
Tanrıçası. İşte bu inanç yüzünden Japon imparatorları “sınır tanımaz” ama “sorumluluk da yüklenmez”. İkti-
darlarına dinsel bir boyut eklemek için de “güneşin oğlu” olduklarını ileri sürerler. 124 imparator görmüş
Japonya ama hiçbiri öldürülmemiş. Hatta uluslararası dünyada da ayrıcalıklı. 1989’da ölen imparator
Hirohito, İkinci Dünya Savaşı’nın son günlerinde Pasifik’te uğradıkları ağır yenilginin ardından 1946’da
“Tanrının Oğlu” olduğunu yadsıyarak ABD’li komutan Mc Arthur (Mak Artur) ile yaptığı sıkı pazarlık sonu-
cu tahtında kaldı. Üstelik savaş suçlusu sayılmadı. Neredeyse tahtında yarım asır daha yaşadı. Japonlar,
galip devletlere “kayıtsız şartsız” teslim olmuştu ama teslim olmayan tek kişi Hirohito’ydu. Ona dokunma-
dılar. Hirohito’dan sonraki yeni İmparator Akihito. Bugün o var tahtta. Ve Japon takvimi Hirohito’nun ölü-
müyle sıfırlanmasının ardından Akihito’nun tahta çıkışıyla “bir” diye yeniden başladı. Çünkü Japonya’da
her imparatorla birlikte takvim yenileniyor.

Konuya imparatorlardan girdiğimize göre, bir şeyler daha eklemek yerinde olur sanıyorum. Meşhur
İmparator Meji’nin anısına Tokyo’da yapılan tapınağa yurdun dört bir yanından gelenler birer ağaç dikmiş.
Bugün tapınağın çevresi 126 bin ağaçlık bir orman. Japonlar, ülkenin her tarafından gelip imparatorun bah-
çesinde gönüllü çalışıyor.

Japonya’nın resmî adı Japonya, ama millî adı “Nippon” (Nipın). Toplam 377 bin kilometrekarelik bir ülke,
dört adadan oluşuyor ve 123 milyon nüfusu var. İrili ufaklı adaların bütünü Japonya ama büyük adalar
Hokkaido, Hondo, Şikoku, Kiyuşiyo… Bu küçük ülkeye 123 milyon insanı sığdırmak için Japonlar sanki tüm
doğayı işgal etmişler… Üstelik ülkenin % 88’i dağlık ve ormanlık. Kırsal görüntüler Yanagata’dan hemen
sonra bitiyor. Sonra biri bitmeden öteki baştan uçsuz bucaksız banliyöler, kasabalar. Toprağın her karışı
kullanılıyor. Arsa ve arazi fiyatları korkunç. Dünyanın en pahalı arsası Tokyo’nun Ginza’sında. Bir metre-
karenin fiyatı üç yüz bin dolara yakın. Japoncanın konuşulduğu ülkede, başkent Tokyo, para birimi de yen.
Bugün ülkede 124 gazete yayımlanıyor ve bin kişiye altı yüz gazete düşüyor. Dünyanın en çok satan gaze-
tesi Japonya’da: Yomiuri. Tirajı on üç milyon ve hemen hemen herkesin telefonu var.

Başlıca kentleri, Tokyo, Yokohama, Osaka, Napoya, Sapporo, Kyoto, Kobe, Fukuoka, Kavasaki,

Hiroşima, Kitaküşü. En kalabalık kent Tokyo’nun nüfusu sekiz milyonun üzerinde. On beş yaş ve üzerinde-
ki okuryazarlık oranı % 100. Japonca çok zor bir dil, bir tek nokta bile anlamı değiştiriyor. Bir Çinli ile bir
Japon ancak yazarak anlaşabilirmiş. İşte size birkaç kelime Japonca: Dozo hayaku: Lütfen çabuk; Hoçi
moçi: Merhaba; O hayo: Günaydın.

Japon insanına doğduğu günden itibaren sabır öğretildiği için sövmek nedir bilmiyorlar. Yine de bir tek
de olsa kötü sözleri var. “Baka”… Aptal anlamına geliyor. Görüyorsunuz ya, ben de Japoncamı bir hayli iler-
lettim! Ha, bir de din olgusu var. Japonya’nın nüfusunun % 92’si Şintoist ve Budist. Geriye kalanlarda
Hristiyanlar çoğunlukta.

Japonya’da çocuk çok önemli. Japon ulusu ve yönetim yeni kuşakların üstüne titriyor, iki çeşit alfabele-
ri var. Biri kırk sekiz harfli, öteki 2145 harfli; harfler değişik sesler veriyor. Japonca zor olduğundan okuma
yazma kolay değil. Çocuklar önce okumayı yazmayı kırk sekiz harfli alfabe ile öğreniyorlar. Üçüncü sınıf-
tan sonra 48 harfli alfabe ile çalışmaya başlıyorlar. Zorunlu öğretim dokuz yıl. Bundan sonra öğrenime
devam etmek isteyenler, ya devletin ucuz liselerine ya da bizdeki gibi İngilizce öğretim yapan pahalı kolej-
lere gidiyor. Aileler çocuklarını iyi okutmak için Türk ailelerini aratmaz bir tutumla onları çalıştırıyorlar.

Okullarda eğitim görenler zaten günde sekiz saat çalışıyor. Çok da ödev veriliyor. Yaz tatili kırk gün
olmasına karşın, öğrenciler tatil süresince bile okula gidip ödevlerini gösteriyorlar. Tatil içinde başka kente
gitmek için izin almak gerekiyor. Öğrenciler tek tip okul giysileri içinde, minik askerler gibi. Sık sık okul
gezisi yapılıyor, derste öğrenilen bilgiler yerinde görülüp inceleniyor. Fabrikalar, limanlar, atölyeler, inşaat-
lar geziliyor; müzeler tek tek inceleniyor. Çocuklar güzel sanatlara yönlendiriliyor. Elbette bu durumdan
yakınan ana babalar var. Öğrencilerin yüzde yirmisi üniversiteye girebiliyor. Üniversiteye girme sınavı
daha önce yokmuş, son yıllarda koymuşlar. Üniversiteyi bitirenler bile sözlük olmadan gazete makalesi
yazamıyor. Japonyada, insan ömrü ortalaması yetmiş yıl; bir başka deyişle bizden ortalama on yıl daha
fazla yaşıyorlar.

Geleneklerine sıkı sıkıya bağlı Japon halkının ünlü yönetmen Akira Kurosawa (Akira Kurusava)’nın
“Yedi Samuray” filmine olan ilgisi inanılmayacak kadar fazla. İyi dövüşen, saygın savaşçılara verilen
Samuray adının Japonca’da asıl anlamı “hizmet eden kişi”dir. Genellikle feodal beyleri koruyan ve onlar
adına savaş veren özel şövalyeler olan samuraylar Japon tarihinin en renkli kahramanları arasında yer
alıyor. Turizm açısından çok hareketli bir ülke olan Japonya’da bazı yerlerde turistler için özel Samuray
gösterileri de düzenleniyor. Üstelik bazı mağazalarda da antika Samuray kıyafetleri satılıyor. 12. yüzyıl-
dan 19. yüzyıla kadar uzanan Samuray devrine ait giysilerin fiyatları da oldukça yüksek. Örneğin, 16. yüz-
yıldan kalma bir miğfer 700 milyon liraya alıcı bulabiliyor.

Japonya’da dört kişiye bir araba düşüyor; trafik çok yoğun. Tehlikeli yılanlar gibi sarmaş dolaş olmuş
yollar; üst yollar, alt yollar… Ama gene de trafik sıkışıklığından arabalar yol alamıyor. Bir otomobil bir mil-
yon yen civarında. Garajınız yoksa araba satın alamıyorsunuz üstelik. Ehliyet almak da o kadar kolay
değil. Bin dolara mal oluyor. Taksi şoförleri asker gibi üniformalı, beyaz eldiven takıyorlar. Taksilerin
döşemeleri beyaz dantel örtülerle kaplı… Japonlar demiryolu konusunda Fransızlarla yarışıyor. 1987’de
saatte beş yüz km hız yapan treni (ünlü ucu sivri tren) kullanmaya başladılar. Raylarda ek yeri yok.
Çünkü sıcak ve soğukta genleşmeye uğramayan özel alaşımlardan yapılmış.

CEVAP VER