Japon mucizesi ne demektir?

0
86

Japon Mucizesi

Yirmi-otuz yıl öncesine kadar Japonlar, batı teknolojisini öğrenmek için Avrupa ve Amerika’ya akın edi-
yorlardı. Şimdi ise “Japon Mucizesi”nin sırrını çözmek için herkes Japonya’ya koşuyor. Gerçekten de tek-
nolojide dünyada bir numara olan Japonlar, çoktandır Batılı ekonomiler için tehdit oluşturur hâle geldi.
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kayıtsız şartsız teslim olan Japonya, ordu bile kuramıyor uluslararası
antlaşmaya göre ama teknoloji ordusuyla, değil Batılı ülkeleri, Amerika’yı bile işgal etmiş durumda.

Japonları anlatmak için aslında tarih koridorlarında kısa bir gezinti yapmanın da yararı var: Japon top-
lumu yüzyıllarca feodal bir biçimde yönetilmiş ve dışa kapalı yaşamış. Japonya’da dünyaya açılma,modernleşme yolunda ilk adımlar 1868’den itibaren Meji Restorasyonu Döneminde atılmaya başlamış. Bu
ataktan sonra Batı uygarlığına ve özellikle Batı’nın sanayileşme hareketine ayak uydurmada olağanüstü
bir başarı göstermişler. Bunda eğitime verilen büyük önemin, iş bilen kadroların yetiştirilmesinin ve ülkede,
istikrarlı bir yönetimin kurulmasının büyük payı var. Japonlar doğal kaynaklardan yoksun ancak nüfusça
zengin ve çalışkanlar. Atılımları bir ara, İkinci Dünya Savaşı Döneminde duraklamış ama sonra hepimizin
bildiği gibi şaha kalkmışlar.

Japonya, gelir dağılımı açısından dengeli ülkelerin başında geliyor. Aylık ortalaması 1500 doları bulan
güçlü bir orta direk var (Halkın % 91’i kendini orta direk kabul ediyor.). Enflasyon % 2, kişi başına ulusal gelir
on bin doların üstünde. Japonlar başarılarını biraz da üretimlerini dış piyasalara göre düzenlemelerine borç-
lular. Bu tutumla daha 1960’larda bellerini doğrultmayı başarmışlar. Bu konuda bir örnek vermek gerekirse;
Japonya’da üretilen saatlerin % 82’si, videoların % 76’sı ihraç ediliyor. Üretilen yaklaşık 10 milyon araba-
nın yarısı da. Yurtdışına satılan arabalar, gemilere parça olarak yerleştiriliyor. İki üç ay süren yolculuk
sırasında parçalar birleştiriliyor. Araba istenen ülkeye vardığında pırıl pırıl teslim ediliyor. Ancak yiyecek,
özellikle et ve meyve bu ülkede çok pahalı. Et son derece kıt ve pahalı olunca, mutfağın temel gıdası
“balık”… Büyük mağazalarda, akla gelebilecek her tür biçimde ambalajlanmış çeşitli balık türleri satılıyor. Bu
ülke denizden doyuyor. Deniz ürünleriyle varlığını sürdürüyor. Meyve ise âdeta lüks, örneğin, bir kavunu, ev
sahibine değerli bir armağan olarak sunabilirsiniz.

İstikrarlı yönetim dedik… Evet, bu konuda da çok başarılılar. Birçok Asya ülkesinin aksine 40 yıldan beri
demokrasinin tadını çıkarıyorlar. Gerçi Asya’da millet meclisine sahip olmuş ilk ülke Japonya. Ama 1890’da
kurulan “Diet” imparatorun egemenliği altında olduğu için ülke yine de mutlakiyetle yönetiliyormuş.
Japonya’nın demokratik bir anayasaya kavuşması, ancak İkinci Dünya Savaşı’nı kaybetmesinden sonra
mümkün olmuş. Zaten yasaların çoğu 1947 tarihini taşıyor. Japonların demokrasi konusundaki başarıları,
ekonomik alandaki başarılarından aşağı değil. Japonya’nın siyasal yaşamına son 35 yıldır Liberal
Demokratik Parti egemen. Ortanın sağındaki bu parti başarılı yönetimi sayesinde iktidarı kaybetmiyor.
Hatta Lockheed (Lokhid) Skandalı bile bu iktidarın devrilmesine neden olmamış. Bu da halkın istikrarın
bozulmasını istememesinden kaynaklanıyor olsa gerek. Tabii bir de bünyesindeki çeşitli kanatlarla birlikte
bir kitle partisi olabilmesinin etkisi küçümsenemez. Japonya’da her yıl, nisanda kiraz ağaçlarının çiçek
açmasıyla birlikte işçi sendikaları bahar hareketliliği kazanıyor. Genellikle istenen zam, enflasyon oranı-
nın biraz üstünde ve iki taraf, Japonlara özgü hoşgörü sınırları içinde tartışıp çoğu zaman çok kısa süren
toplantılarla uyuşuyorlarmış.

Japonya 1945’te atom bombası felaketini yaşamış bir ülke. Ondan sonra da hiçbir devlet, bu bombayı
kullanmaya cesaret edemedi zaten. Nagasaki ve Hiroşima’ya atılan iki bomba İkinci Dünya Savaşı’nın yaz-
gısı olduğu kadar, Japonya’nın yazgısını da değiştirmiş. Ama felaketlere alışmış bir ulus Japonlar. Bir kez
deprem kuşağındalar. Deprem ve tayfun. Örneğin, 1923 Tokyo depreminde tam 140 bin kişi ölmüş. Baharla
birlikte ilginç bir olay yaşanıyor Japonya’da. “Sakura” seyretmek, yani kiraz çiçeği seyretmek için Japonlar
hasırlarını alıp kırlara koşuyor. Bildiğiniz gibi kiraz çiçeğinin ömrü 3-4 gün. Hele bir yağmur yağsa hemen
dökülüyorlar. Ama ne gam! Japonlarda bu gelenek olmuş artık… Dünyanın en gelişmiş inci endüstrisi
Japonya’da bulunuyor.

İnci; sert, krem renginde, yuvarlak sedef tanecikleridir. Kabuklu bir deniz hayvanı olan istiridye tarafın-
dan yapılır. İstiridyenin içine giren çok küçük yabancı maddelerin, örneğin, bir kum taneciğinin, hayvanın
ürettiği özel bir salgıyla çevrilmesiyle belli bir süre sonra inci oluşur. Bu süre, genelde altı senedir. Japonlar,
bu süreyi kısaltmak için değişik yöntemler uyguluyorlar. Özel olarak yetiştirilen istiridyelerin içine çok az
miktarda yabancı maddeyi enjekte ederek suni yoldan inci üretimi yapıyorlar.

Dünyanın en büyük inci tarlaları, Basra Körfezi, Hindistan kıyıları, Kızıldeniz’de ve en büyük inci endüs-
trisine sahip olan Japonya’da bulunuyor. Denize dalıp istiridyeleri çıkaran dalgıçların ise hemen hepsi,
kadın. Çünkü kadınlar daha uzun süre su altında kalabiliyorlar. İncilerin, nadir bulunduğu için en değerli
sayılan türü ise siyah renkte olanları.

Japonya’da ev yaşamı çok basit. Halkın çoğunluğu arsa sıkıntısı yüzünden iki odalı evlerde yaşıyor.

Hemen herkesin evinde, renkli televizyon, video, çamaşır makinesi, buzdolabı var. Evler küçük olduğun-
dan çamaşır makineleri çoğunlukla balkonda bulunuyor… Evlerdeki her eşya gerekli; bizdeki gibi “Sakla
samanı gelir zamanı.” diyecek ortam yok. Yataklar ya yerde veya açılır kapanır tipte. Evler çoğunlukla soba
ile ısıtılıyor. Yani bizim Japon Sobası dediğimiz verimli, gelişmiş sobalarla. Japonya’da ev gezmesi kısıtlı…
Zaten pek vakitleri yok. O kadar yorgunlar ki ancak doğum ve ölüm gibi olaylar; aileler, komşular arasında
gidip gelmelere neden oluyor.

Orhan KURAL

Küçük Dünyada Büyük Adımlar

CEVAP VER