Erol Günaydın kimdir?

0
85

SAHNELERİN ‘ER’İ EROL GÜNAYDIN

Sanat yaşamında elli yılı geride bırakan Erol Günaydın, canlandırdığı yüzlerce karakterle halkın gön-
lünde taht kurmuş usta bir oyuncu…

Kendi küçük ama namı büyük… Bıyığı bile terlememiş; 13 yaşında var yok… Yatılı okuduğu Galatasaray
Lisesinde teneffüs zili çalar çalmaz arkadaşları çevresini sarıyor ve teneffüslerin neşeli soluğu Erol, “tijin
tijin” diye başlıyor mini gösterisine. Bir kovboyun maceralarını anlatırken ne kadar da sahici ve esprili… Ve
tezahüratlar: “Tijin Erol, bir daha, bir daha!”. Sıra Dümbüllü taklitlerine geldiğindeyse, minik seyircilerin
mideleri ağrıyor kıkırdamaktan.

Kısa süre sonra Cep Tiyatrosunda amatör olarak oyunculuğa başlayan Tijin Erol’un önünde büyük bir
engel vardır: Okulun yüksek duvarları… Akşamları okuldan çıkamayan Erol; takma bıyık, kasket ve
ceketle okul görevlisi kılığına girip, kapıdan elini kolunu sallaya sallaya çıkar. Dönüşte de kertenkele gibi
duvarı tırmanarak girer okula. Doktor olmayı düşünüp de yıllar sonra tüm Türkiye’nin sevdiği, saygı duy-
duğu tiyatro sanatçısı Erol Günaydın olacağını hiç aklına getirmeden…

“O duvardan aşağı inen ilk kişi Cahit Sıtkı Tarancı’ymış; çıkan da benmişim. Okul arkadaşım Tahsin
Yücel araştırmıştı bu tarihî kaçışın hikâyesini. Sonra okul müdürü vazgeçmeyeceğimi anlayınca bana
akşamları giriş-çıkış izni vermeye başladı.” İki ay önce düzenlenen gecede sanat yaşamının 50. yılını kut-
layan Erol Günaydın, yarım asır öncesinden aklına düşen ilk karelerle başlıyor söyleşiye.

 

Aileden Gelen Komedyenlik Ruhu

Bugün Türkiye’nin önde gelen tiyatrocuları arasında yer alan, 72 yaşındaki Erol Günaydın’ın oyunculuğu-
nun temelinde, sekiz yaşına kadar yaşadığı Karadeniz ve bölgenin esprili insanları -en başta da ailesi- var
kuşkusuz. Trabzon Akçaabat’ta “Kizir’in Delileri” olarak anılan ailesinden miras, ona oyunculuk genleri.
“Dedem Kiziroglu Mehmet Aga, çok komik bir adammış; fıkralarıyla çok güldürürmüş insanları. Üç yaşım-
dayken zatürre geçirmiştim, yataktan kalkamıyordum. Babam, duvarı maviye boyayıp bir gökyüzü yaptı
bana. Sonra uçurtmayı duvara çaktı ve ipini elime verip “Hadi uçur.” dedi. O da komik bir adamdı.” Ancak
Günaydın’ın babası, Kizir’in Delileri lakabından pek memnun değildir. Çocuklarının eğitimini bahane edip

 

alır tası tarağı, vurur İstanbul yollarına. Erol Günaydın, sekiz yaşındadır büyük şehre geldiğinde. Karadeniz
şivesini düzeltmekle geçer ilkokul yılları. Ardından yatılı olarak Galatasaray Lisesine girer ve yazının
başında kısaca bahsettiğimiz oyunculuk serüveni başlar. Tiyatroya olan yeteneğini, edebiyatla besler. En
sıkı dostları, edebiyatçı Tahsin Yücel ve ayaklı kütüphane Mümtaz Zeytinoğlu’dur. “O dönemde büyük bir
edebiyat akımı vardı. Bütün edebiyatçılar ‘Lambo’nun yerinde toplanırdı. Özdemir Asaf, Melih Cevdet, Sait
Faik, Kemal Tahir ve adını sayamadığım daha pek çok edebiyatçı… Burada hep edebiyat konuşulurdu. Biz
de takip ederdik.”.

Beni Sevmiş Bu İnsanlar

Profesyonel olarak ilk, Haldun Dormen’in sahneye koyduğu “Papaz Kaçtı” ile yirmi iki yaşında tiyatroya
başlayan Günaydın, iki yıl sonra Devlet Tiyatrosuna girer. Ankara Küçük Tiyatroda bir yıl “Kleopatra’nın
Mezarı” adlı oyunda ter döker. O sırada Haldun Dormen’in kurduğu ekibe katılarak İstanbul Küçük
Sahne’de oynar. Bu arada Devlet Tiyatrosundan kazandığı burs sayesinde arkadaşı Ergun Köknarla
Fransa’ya gider: “Çok güzel işler ortaya koyduk orada. Oyunculuğumuzu beğendiler ve ‘Burada kalın.’
dediler. Ben kalmak istedim ama Ergun ‘Vatan hainliği yapma, devlet bursuyla geldik.’ dedi. Türkiye’ye
dönünce Muhsin Ertuğrul da ‘Niye döndün?’ demesin mi! Yine de hiç pişman olmadım döndüğüm için.
Çünkü bizim insanımızla aramda duygusal bir bağ var. 50 yıl sonra anlıyorum ki beni sevmiş bu insanlar.
Ben de onları çok seviyorum. Ve hiçbir zaman çok para kazanma gibi bir hırsım olmadı. Ben tiyatronun eri
olarak çalıştım hep.” Döner dönmez, iki tiyatroda birden -Dormen ve Kenterler- çalışmaya başlayan
Günaydın, bu dönemde sinemaya da el atar. “Yeşil Kurbağalar Öter Göllerde” filminde Muhterem Nur’la
başroldedir. “Anadolu’dan gelmiş yakışıklı biriydim filmde. Güzel güzel türküler söylüyordum. Film, o
dönemde çok sükse yapmıştı. Sonra yaz aylarında vakit buldukça sinemaya takıldık. Bir baktım yıllar sonra
oynadığım filmlerin sayısı neredeyse yüzü buldu.” Yazarlığa da soyunan Erol Günaydın, hem senaryosunu
yazdığı hem de oynadığı “Güzel Bir Gün İçin” adlı filmle 1965’te, 4. Antalya Film Şenliği’nde iki ödülü bir-
den kucaklar: En iyi Senaryo Yazarı ve En iyi Yardımcı Erkek Oyuncu olarak…

Geleneksel Tiyatroya Gönül Verdi

Daha çok Batılı tarzda oyunlarda rol alan Günaydın, bir süre sonra Türk geleneksel tiyatrosuna yönele-
cektir. 12 yaşında tanıştığı, gösterilerini izlediği İsmail Dümbüllü’nün büyük etkisi vardır bu yönelişte. “Niye
John (Con)’ları, Jim (Cim)’leri oynuyoruz da; Ahmet’i, Mehmet’i oynamıyoruz diye bir soru düştü aklıma.

Meddahları araştırdım; konuyla ilgili kaynakları inceledim. Baktım ki bizim tiyatromuz derya gibi.
Meddahlarımız, ellerinde bir değnek; Anadolu’yu adım adım dolaşıp taklitlerle hikâyeler anlatmışlar. Bunlar
büyük adamlar. Karagöz ile Hacivat’ımız da öyle. Tamamen zekâ ürünü ve inceliklerle dolu. Batı’ya tabi ki
gidelim ama kendi özelliklerimizi bırakmadan…

Günaydın, 800 yıl kadar önce Anadolu’da yaşamış olan ve Türk mizahının babası olarak nitelendire-
bileceğimiz Nasreddin Hoca’yı da yaklaşık otuz yıl canlandırmış bir oyuncu. Ünlü halk bilgesinin bir zaman-
lar yaşamış olduğu Akşehir’e her yıl gidip halk arasına Nasreddin Hoca olarak çıkmış. “Nasreddin Hoca,
halkın kalbinin içinde, hatta halkın zekâsı… İş, sadece onun kılığına girip dolaşmakta değil… O kavuğu tak-
tığın zaman o olmalısın ki seni benimsesin halk.”

Usta tiyatrocu Erol Günaydın, oynadığı kadın rolleriyle de bir hayli ünlüdür. Tatlı Kaçıklar dizisinin Beton
Raziye’sini, Yaygara 70 müzikalinin “Ajans Fahriye”sini kim unutabilir… Günaydın, kadın rollerindeki
başarısını “erkek” gibi oynamasına bağlıyor: “Kadınları iyi oynarım çünkü kırıtmam. Her kadının içinde
erkek bir taraf vardır.” Televizyonun hayatımıza girmesiyle bu alanda da çalışmalara başlayan Günaydın’ın
çeşitli dizilerde aldığı roller, sesiyle hayat verdiği karakterler de unutulmayacak. Evcil trafik canavarı Bay
Yanlış; “Efeeeem” deyişiyle miniklerin kalbinde taht kuran sevimli çizgi film kahramanı Ayı Yogi, Çiçek Taksi
dizisinin Ramço’su bunlardan sadece birkaçı… İki ay kadar önce Haldun Dormen’den Sezen Aksu’ya kadar
pek çok değerli sanatçının katıldığı gecede, yine sahnedeydi Erol Günaydın. 50. yılının şerefine… Böyle
geceler genelde bir vedadır sanatçılar için. Ama o, üstüne basa basa söylüyor: “Sanat yaşamından kop-
muyorum; devam edeceğim.” ve yazımızı, değerli oyuncunun söyleşiye başlarken kurduğu ilk cümleyle
sonlandıralım… Dolu dolu bir elli yıl, dolu dolu…

Füsun AKAY

Skylife dergisi

CEVAP VER