Ekosistemin Yapısı

0
88

 

Ekoloji; organizmaları, onların birbirleriyle ve çevreleriyle etkileşimini inceleyen bilim dalıdır.

Ekoloji canlıyı tek bir birey olarak incelemekten çok, bireyin de içinde yer aldığı biyolojik organizasyon ile ilgilidir. Şekil 3.1’de bu organizasyon düzeyleri gösterilmiştir. Organizasyonun her bir basamağında bulunan birim, kendisini çevreleyen fiziksel çevreyle enerji ve madde alış verişi hâlinde bulunur.

Canlılar en iyi uyum gösterebildikleri ortamlarda yaşamını sürdürür. Bu doğal ortamlar onların habitatıdır. Habitat bir türün bireylerinin yaşamsal faaliyetlerini en iyi şekilde devam ettirebildiği yaşam alanıdır. Diğer bir ifadeyle canlının adresidir. Canlılar, özellikle hayvanlar, zaman içinde habitatlarını değiştirebilir. Örneğin göçmen kuşlar yazın ve kışın farklı habitatları tercih eder. Habitatın büyüklüğü bir yunus için çok geniş olabileceği gibi bir bağırsak paraziti için oldukça dar olabilir.

Bir bireyin bulunduğu ortam içerisinde sahip olduğu veya yapmak zorunda bulunduğu bütün sorumlulukları ve işlevleri ekolojik niş olarak ifade edilir. Örneğin bir canlının beslenmesi, korunması, saklanması, üremesi, diğer canlılarla ilişki içinde olması, yapması gereken bütün faaliyetler ekolojik niş içerisinde yer alır. Genellikle birbirleriyle karıştırılsa da habitat bir organizmanın doğal adresi, ekolojik niş ise o adreste yaptığı iş şeklinde belirtilir.

Dünya üzerinde canlıların yaşadığı alanların tümü biyosfer (ekosfer) olarak adlandırılır. Ekolojide en kapsamlı düzey olan biyosfer, atmosferin yeryüzünden yukarı doğru birkaç kilometrelik bölümünü, karaların ise en az 3000 metre derinliğe kadar olan kısmını kapsar. Göller, akarsular ve mağaralar ile okyanusların birkaç kilometre derinliğe kadar olan bölümü de biyosferin parçasıdır.

Ekosistemler biyosferin alt birimleridir. Belirli sınırlar içinde etkileşim hâlinde bulunan farklı türden canlı gruplarıyla bu canlıları içinde barındıran cansız çevreye ekosistem denir. Bir kıta, bir okyanus ekosistem olarak kabul edilebileceği gibi bir orman, çayır, göl hatta akvaryum da birer ekosistemdir. Canlılar ve içinde yaşadıkları fiziksel çevrenin ne kadar çeşitlilik gösterdiği düşünülürse ekosistemlerin de o derece çeşitli ve kompleks yaşam ortamları ortaya çıkar.

Ekolojik organizasyonun en alt biriminde tür yer alır. Ortak bir atadan gelen, yapı ve görev bakımından benzer organlara sahip, aralarında gen alış verişi olabilen ve kısır olmayan döller meydana getiren bireylere tür denir. Ekosistemde belirli bir zaman diliminde yaşayan aynı türden bireylerin oluşturduğu topluluğa popülasyon adı verilir. Örneğin sınırları belli bir alanda bulunan karahindibalar o yörede bir popülasyon oluşturur (Resim 3.1). Popülasyonu oluşturan bireyler benzer çevre koşullarından etkilenir. Bulundukları ortamın besin kaynaklarını ortak kullanır ve üreme ile popülasyonu etkiler.

Popülasyonlar doğada diğer canlılardan bağımsız olarak yaşayamaz; bunlar birbirleriyle sürekli ilişki içindedir. Aynı alan içerisinde birbiriyle ilişkili tüm popülasyonların oluşturduğu topluluğa komünite denir. Komüniteler bitki ve hayvan komüniteleri şeklinde olabileceği gibi farklı canlı gruplarının bir araya gelmesiyle oluşan karma komüniteler şeklinde de olabilir. Bir gölde bulunan balıklar, kurbağalar, bitkiler, böcekler ve bakteriler o gölün komü- nitesini oluşturur.

Komüniteler tür çeşitliliği bakımından birbirinden farklılık gösterir.

Komüniteler bazen yüzlerce tür içerebilir ve bu canlılar yaşamlarını sürdürebilmek için coğrafik bir alana ihtiyaç duyar. Bu alan biyotop olarak adlandırılır. Biyotopun büyüklüğü popülasyonların birey sayıları, ortamın çevresel koşulları ve coğrafik özelliklerine göre değişebilir. Örneğin çöl geniş bir alanı kapladığı hâlde barındırdığı tür çeşitliliği az, sulak alanlarda ise tür zenginliği fazladır.

Komünitede meydana gelen değişimler zamanla ekosiste- mi etkiler. Bir bataklıkta bulunan bitki ve hayvan toplulukları ortamdaki iklim şartlarını etkileyebilir. Örneğin bir zamanlar Kuzey Kıbrıs’ta bataklıklar geniş alanları kaplıyordu ve buna bağlı olarak hastalık yapan sivrisineklerin sayısı çoğalmıştı. Ekologlar suyu fazla kullanan okaliptus ağaçlarını dikerek bataklıkların kurutulmasını önerdiler (Resim 3.2). Yapılan çalışma ile dikilen ağaçlar mücadeleye olumlu yanıt verdi. Bataklıklar kurudu ve sivrisinek sorunu da ortadan kalkmış oldu. Fakat ağaçlar büyüdükçe su tüketimleri arttı. Bunun sonucu yer altı suları azalmaya ve yörede susuzluk sorunu yaşanmaya başlandı. Böylece ortamın iklimi de değişmiş oldu.

Doğada komüniteler tamamen birbirinden bağımsız değildir. Komşu komüniteler arasındaki geçiş bölgelerine ekoton adı ve-

rilir. Bu alanlar her iki komünitenin özeliklerini de kısmen içerdiklerinden hem tür ve birey sayısı hem de sahip olunan özellikler açısından farklılıklar gösterir. Ekotonda birey sayısı azalırken tür çeşitliliği artar. Örneğin çayırlık alan ile ormanlık alan arasındaki geçiş bölgesinde çalılar, kısa boylu ağaç türleri bulunabilir ve bu türler her iki alanda bulunan türlere göre farklı olabilir.

CEVAP VER