ANLATIM TÜRLERİ

0
272

Öyküleyici (Hikâye Edici) Anlatım – İsim Betimleyici (Tasvir Edici) Anlatım – Sıfat Coşku ve Heyecana Bağlı (Lirik) Anlatım – Zamir Destansı (Epik) Anlatım – Emredici Anlatım – Fiil/Fiilimsi Öğretici Anlatım – Açıklayıcı Anlatım – Tartışmacı Anlatım – Kanıtlayıcı Anlatım – Zarf

■ Düşsel (Fantastik) Anlatım – Gelecekten Söz Eden Anlatım – Edat, Bağlaç

■ Söyleşmeye Bağlı (Diyalog) Anlatım • Mizahi Anlatım – Ünlem

 

Öyküleyici (Hikâye Edici) Anlatım – İsim

 

  1. KEFİL

    Meros, elbisesinin altında bir hançer saklayıp Sirakuza Kralı Denis’in yanına sokuldu. Koruyucular hemen kendisini yakalayıp zincire vurdular. Kral öfkeyle sordu:

  • Bu hançerle ne yapacaktın? Söyle bakalım!
  • Şehri, bir zalimden kurtaracaktım.
  • Bu arzunun cezasını darağacı üzerinde göreceksin.
  • Ölüme hazırım. Af ve aman dilemiyorum. Yalnız bana küçük bir lütufta bulun: Kız kardeşimle nişanlısını evlendirmek üzere üç günlük mühlet. Arkadaşım bana kefil olacak ve eğer sözümde durmazsam öcünü ondan alabileceksin!

    Kral kızgın bir alayla güldü ve biraz düşündükten sonra cevap verdi:

  • Sana üç gün müsaade ediyorum. Fakat bilmiş ol ki bu müddet bittiği zaman görünmediğin takdirde arkadaşın senin yerine geçecek ve ben seninle ödeşmiş olacağım.

    Meros arkadaşına koştu:

  • Kral, benim talihsiz teşebbüsümün darağacı üzerinde cezalandırılmasını istiyor. Bununla beraber kardeşimin evlenmesinde bulunmak üzere bana üç gün müsaade ediyor. Ben dönünceye kadar onun yanında kefilim ol.

    Arkadaşı hiç sesini çıkarmadan onu kucakladı, kendini zalim krala teslime gitti. Meros oradan ayrıldı.

    Üçüncü gün şafak sökmeden kardeşi ile nişanlısını birleştirmiş, mühleti geçirmemek için mümkün olduğu kadar acele geri dönüyordu. Fakat sürekli bir yağmur çabuk yürümesine mâni oldu. Geçtiği dağlarda kaynaklar sel hâline gelmiş, dereler ırmak hâlini almıştı. Yolcu değneğine dayana dayana bir ırmağın kenarına geldiği zaman, büyüyen suların iki kıyıyı birleştiren köprüyü kırıp götürdüğünü ve kemerleri yıldırım gürültüsüyle harap etmekte olduğunu gördü. Böyle bir engel karşısında ümitsizliğe düşerek kıyıda çırpınmaya, sabırsız bakışlarla uzakları süzmeye başladı.

    Gitmek istediği yere onu geçirmek için kendisini tehlikeye atacak hiçbir kayık, yaklaşan hiçbir gemi görünmüyor ve sular gittikçe deniz gibi kabarıyordu. Kıyıya düştü ve ellerini göklere kaldırarak ağlamaya başladı:

  • Ah! Allah’ım, bu kükreyen suları sakinleştir. Zaman geçiyor. Güneş tam tepemize geliyor. Eğer biraz daha ufka yaklaşırsa arkadaşımı kurtarmak için çok geç kalacağım.

    Dalgalar kızgınlığı arttırmaktan başka bir şey yapmıyordu. Sular suları itiyor, saatler geçiyordu. Meros artık tereddüt etmedi, hemen coşkun ırmağın ortasına atıldı. Sularla çetin bir savaş yaptı ve zaferi kazandı.

    Karşı kıyıya geçince Allah’a şükrederek yürüyüşünü hızlandırmaya başladı. Birdenbire, ormanın en sık yerinden kana susamış bir eşkıya sürüsü çıkarak korkutucu topuzlarla yolunu kestiler.

  • Benden ne istiyorsunuz? Hayatımdan başka hiçbir şeyim yok. Onu da krala ve kurtarmaya koştuğum arkadaşıma borçluyum, diyerek kendisine yaklaşan bir topuzu yakaladı. Üç haydudu vurarak yere serdi, ötekiler kaçtılar.

    Yakıcı bir güneş… Meros, yorgunluktan kırılan dizlerinin vücudunun altından kaçtığını hissediyordu.

  • Ne işitiyorum? Bu güzel sesi çıkaran acaba bu dere mi?

    Durarak dinledi. Yanındaki taşlıktan neşeli bir kaynak fışkırıyordu. Sevincinden sarhoş olan yolcu eğildi ve yanan vücudunu serinletti.

    Güneş şimdi bakışlarını yapraklar arasından uzatarak yol boyunca dev gibi gölgelerle ağaç şekilleri işliyordu. İki yolcu geçti. Meros onlardan hemen uzaklaştı. Fakat aralarında bir şey konuştuklarını işitmişti:

  • Şu anda onu darağacına çekiyorlar!

    Yetişememek ihtimali Meros’a kanat verdi ve korku kendisini kamçıladı. Nihayet, uzaktan batan güneş altında Sirakuza şehrinin kuleleri göründü. Çok geçmeden evinin sadık bekçisi Flostratus (Fılostratus)’a tesadüf etti. Onu hemen tanıdı ve titredi:

  • Kaç! Artık arkadaşını kurtarmanın zamanı geçti. Hiç olmazsa kendi canını kurtar. Şu dakikada o can veriyor. Her an hiç ümidini kaybetmeden seni bekliyordu ve zalimin alayları sana olan itimadını sarsmamıştı.
  • Pekâlâ, mademki onu kurtaramayacağım, hiç olmazsa onun felaketini paylaşmalıyım. O kanlı zalim “Bir dost, bir dosta ihanet etti.” demesin. Bir yerine iki kişiyi kurban ederek fazilete daha çok inansın.

    Meros, şehrin kapılarına geldiği zaman güneş batıyordu. Darağacını ve etrafındaki halkı gördü. Arkadaşını asmak için bir ipe takmışlar, henüz kaldırıyorlardı.

  • Dur cellat! İşte ben geldim. Bu adam benim kefilimdir.

    Halk hayret içinde kaldı. İki arkadaş yarı sevinç içinde kucaklaştılar. Hiç kimse bu manzara karşısında duygusuz kalamazdı. Kral bile bu parlak haberi heyecanla öğrendi ve ikisini de huzuruna getirtti. Uzun müddet hayretle seyrettikten sonra:

  • Hareketiniz kalbimi size bağladı, dedi. Demek ki mertlik ve dostluk bağlılığı boş kelimeler değilmiş. Şimdi benim de sizden bir ricam var. Beni de dostluğunuza kabul edin ve üçümüzün kalbi bundan sonra bir olsun.

    Friedrich Von SCHILLER (Fridrih Fon Şiller)

     

     

  1. ■ “Kefil” hikâyesini özetleyerek hikâyedeki kişi, zaman ve mekân unsurlarını şemaya yazınız.


     

  • Kişi, zaman ve mekânın hikâyedeki olayın oluşmasına ve gelişmesine katkısı nedir?

     

     

     

  1. metin

    KIBRIS’IN FETHİ

    OsmanlI kuvvetleri irili ufaklı üç yüz altmış gemiyle Müezzinzade Ali Paşa kumandasında, Mayıs 1570 tarihinde İstanbul’dan hareket etti. Donanmada, Piyale Paşa da bulunuyordu. Piyale Paşa denizden gelebilecek tehlikeye karşı görevlendirilmişti. Kara kuvvetlerine Lala Mustafa Paşa kumanda ediyordu. Anadolu tımarlı sipahileri tahsis edilen gemiler ile Fenike Limanı’ndan Kıbrıs’a taşındı. Önce elli bir günlük kuşatmadan sonra Lefkoşe alındı. Magosa denizden ve karadan kuşatma ile ancak bir yılda fethedilebildi (Ağustos 1571).

    Prof. Dr. Mücteba İLGÜREL

  • “Kefil”, “Kıbrıs’ın Fethi” ve hazırlıkta getirdiğiniz hatıra metnini aşağıdaki tabloda verilenlere göre inceleyip bu tür metinlerdeki ortak ögeleri belirleyiniz.

    Hikâye Ögeleri    Kefil    Kıbrıs’ın Fethi Hatıra (    )

    Olay

    Kişiler

    Zaman

    Mekân

    Anlatıcı

  • Bu ortak ögelerin makale, deneme, gezi yazısı, biyografi, roman gibi edebî türlerde de bulunup bulunmadığını araştırınız.
  • Ulaştığınız sonuçları sınıfta arkadaşlarınızla paylaşınız.
  1. Sanat metinlerinde anlatıcı, kurmaca kişi iken öğretici metinlerde gerçek kişidir. “Kefil” ve “Kıbrıs’ın Fethi” metinlerini inceleyerek anlatıcının kurmaca kişi mi yoksa gerçek kişi mi olduğunu belirtiniz.

  2. metin

    CEMİLE

    Yılkı çobanlarının dumana boğulmuş ve yağmurla yıkanmış çadırları su basan arazide, kızarmış çayırların üzerinde, kapkara duruyordu. Buğu tüten kap ağızlarında kokulu, ince, mavi dumanlar yükseliyordu. Zayıflamış aygırlar sonbahar telaşıyla ve olanca sesleriyle kişniyor, kısraklar her tarafa dağılıyordu. İlkbaharda bunları sürüde tutmanın hiç de kolay olmayacağı şimdiden belliydi. Dağlardan inen davar sürüleri, bölünmüş gruplar hâlinde dolaşıyordu tarlalarda. Kurumuş, kararmış bozkır enlemesine ve boylamasına toynak izleriyle, patikalarla dolmuştu.

    Çok geçmeden bozkır rüzgârı esmeye, karın habercisi olan soğuk yağmurlar yağmaya başladı. Havanın fena sayılmayacağı bir gün çay kenarına gittim. Burada, kum setlerinin üzerinde, gözüme yanmış bir dağ üvezi çalısı ilişti. Sonra çaydan pek uzak olmayan söğütlükte oturdum. Akşamüzeriydi. Birden, yan yana giden iki insan gördüm. Bunların çay geçidinden geçtikleri besbelliydi. Aa! Danyar ve Cemile idi bunlar! Gözlerimi onların yüzünden ayıramadım. Ciddi ve endişeliydiler. Danyar’ın sırtında bir eşya torbası vardı. Coşku içinde olduğu yürüyüşünden belliydi. Önü açık kaputunun uçları, eskimiş çizmelerinin konçlarına çarpıyordu.

    Cemile beyaz bir şala bürünmüştü ve şal ensesinden sarkıyordu. Üzerinde pek sevdiği renkli bir entari, bu entarinin üzerinde de pamuklu ceketi vardı. Bir eliyle küçük bir bohça taşıyor, öbür eliyle Danyar’ın torbasının kayışını tutuyordu. Yürürken konuşuyorlardı.

    Cengiz AYTMATOV

    Özel İsim

    Cins İsim

    Tekil İsim

    Çoğul İsim

    Topluluk İsmi

             

    8. ETKİNLİK

    ■ “Cemile” metninden isim çeşitlerine örnekler bularak bunları tabloya yazınız.

     

  • Bulduğunuz bu isim örneklerinin metne kazandırdıklarını tartışıp sonuçlarını deftere yazınız.
  1. ON İKİYE BİR VAR

İznimin son günü idi. Saat 12’ye geliyor. Koltukta başım yana dönmüş, uyuyakalmışım. Böyle her uyuklayıp uyanışta aklıma ilk gelen, saat olur. Bu defa inanılmayacak bir şey oldu: Silkinince saat aklıma gelmedi. Olacak iş mi bu? Saatlere baktım. Hepsi on ikiye bir var. Ama tiktakları duyulmuyordu. Önce durmuşlar sandım. Hayır, işliyorlardı. Duvar saatinin pandülü bir sağa, bir sola gidiyor. Demir döven demirci, durmadan çekiç sallıyor. Saat on iki oldu. Söz birliği etmişçesine hiçbirinin saat başını vurduğu yok. Belki saati de vuruyorlardı da ben duymuyordum. Belki ne kelime, bal gibi vuruyorlardı. Zillere tokmakların vurup durduğunu, küçük kuşun kafesinden fırlayıp fırlayıp haykırdığını gayet iyi görüyordum. Ama sesleri çıkmıyordu. Gözümü kapayıp içimi dinledim. İşin kötüsü, içimdeki pandülün temposu da yok olmuştu. Çıldıracak, tıkanacak gibi oldum. Bu durumda normal bir insan ya kulaklarının sağır olduğuna yahut da sapıttığına hükmederdi. Bense o an öldüğümü anladım. Doktor, “Ölmedin!” diyor. “Ölsen bunları yazabilir misin?”

Artık doktorlara da inancım kalmadı. Değil mi ki saatlerin sesini alamıyorum; değil mi ki içimdeki pandülü duyamıyorum. Ne derlerse desinler, ben artık durmuş bir saatim.

Hem kim bilir, belki de en doğru saati asıl şimdi gösteriyorum.

Haldun TANER

  1. “On İkiye Bir Var” hikâyesindeki anlatıcı kurmaca kişi mi yoksa gerçek kişi midir? Açıklayınız.
  2. Anlatıcının olayın içinde olup olmadığını belirtiniz.
  3. “On İkiye Bir Var” ile “Kefil” hikâyelerini anlatıcı yönünden karşılaştırarak farklılıklarını belirtiniz.
  • Tanık olduğunuz bir olayı öyküleyen bir metin yazınız.
  • Aynı olayı kendi başınızdan geçmiş gibi anlatınız.
  • Anlatıcının olayı kendi başından geçiyormuş gibi veya sadece gözlemleyen birisi gibi anlatmasının anlatımı nasıl etkilediğini sözlü olarak ifade ediniz.
  • Buna göre anlatımda anlatıcının rolünü belirleyip defterinize yazınız.

    5. metin

    BİZ İNSANLAR

    Karşısındakilerden bir tanesi, her şeyi anlamış gibi başını iki yana sallayarak dükkândan çıkmıştı. Fakat onun yerine içeriye iki kişi girdi. Biri çıraktı. Kahveci, geç kaldığı için onu payladı.

    Orhan, tramvayların sesini duyuyordu. Bu hâlde Necati’nin evine kadar gitmeye muktedir olup olmayacağını düşündü. Onu mektebe gitmeden evvel bulmak istediği için geç kalmaktan korkuyordu. Fakat buradan nasıl çıkacaktı? Felaketin tekerrür etmesi ihtimali onu dehşete düşürüyordu. Hem yürüyebilecek miydi? Tramvay bekleme yerine kadar gidebilecek miydi? İçeriye müşteriler girmeye başladığı için bu dükkânda, bu vaziyette daha fazla kalamazdı. Doğruldu ve üstünden yorganı da kaputu da attı. Dükkân iyice ısınmıştı.

    Ayağa kalkmayı denedi. Tezgâhtan bakan İsmail Efendi:

  • Bugün bizim misafirimizsiniz siz, dedi.

    Orhan’ın yere basan ayakları karıncalanıyordu. Dizleri

    tutmadı. Gene oturmaya mecbur olmuştu.

  • Hayır, dedi. Gideyim artık.

    Dizlerini ovuşturdu ve tekrar ayağa kalktı, dükkânın içinde sendeleyerek birkaç adım atmıştı. Yürüyebileceğini umuyordu. Tramvaya gidinceye kadar üşümez miydi? Kahvenin kapısını açarak ve ceketinin yakasını kaldırarak dışarıya iki tecrübe adımı attı. Rüzgâr yoktu ve güneş çıktığı için soğuk epeyce kırılmıştı. Camdan, kahveciye ve öteki adama eliyle selam verdi, yürüdü. Gene koşamıyordu. Bekleme yerine gelinceye kadar topalladı. Bir Fatih tramvayı çabuk gelmişti. Hemen atladı. Fakat oturur oturmaz vücudunu kuvvetli bir titreme almıştı. Tramvayda üç dört kişi vardı ve dikkatle ona bakıyorlardı. Ceketinin sol cebinden bozuklukları çıkardı ve biletçi gelmeden avucunda korku ile saydı. Bir kısmını düşürmüş olabilirdi. Bu korkusundan kurtuldu ve biletini aldı. Necati’yi bulamazsa dönüşe de para kalıyordu. Fakat nereye dönecek? Ne yapmak için? Tekrar o kahveye sığınmayı düşündü. Ama ne zamana kadar?

    Peyami SAFA

  1. “Biz İnsanlar” metninde anlatıcı kimdir?
  2. Anlatıcının olay kahramanlarından biri olup olmadığını belirtiniz.
  3. Metinden anlatıcının kişilerin bilinmeyen, gözlenemeyecek yönlerinden söz ettiği cümlelere örnekler bulunuz.
  4. Anlatıcının kişilerin bilinmeyen ve gözlenemeyecek yönlerinden söz etmesi anlatımı nasıl etkilemiştir?
    1. ■ “Biz İnsanlar”, “On İkiye Bir Var” ve “Kefil” metinlerini tablodaki yargılara göre değerlendiriniz.

    Bilgi vermek amacıyla yazılmıştır.

    Öyküleyici sanat metnidir.

    Anlatıcı olay kahramanlarından biridir.

    (1. şahıs ağzından anlatım)

    Anlatıcı, sadece olayın gözlemlenen yönlerini kamera sessizliğiyle aktarmıştır.

    (3. şahıs ağzından anlatım)

    Anlatıcı; olayları -kişilerin iç dünyaları dâhil- her şeyi bilen, hâkim bir bakış açısıyla anlatmıştır.

    (İlahî bakış anlatımı)

    Metinlerde öyküleyici anlatımın ortak öge- leri olan olay, kişi, mekân ve zaman vardır.

    ■ Tablodan hareketle öyküleyici anlatımın özelliklerini aşağıdaki şemaya yazınız.

  • “Biz İnsanlar” metninden duyularımızla algılayabildiğimiz ve algılayamadığımız varlık isimlerine örnekler gösteriniz.
  • Bu soyut ve somut isimlerin anlatıma kazandırdıklarını belirleyerek defterinize yazınız.
  1. Bana gelince ben müstakil odamda sonuna kadar mücadelede devama taraftardım. Doktorlar iyisini bilecekler ama ateş vücuda birinci derecede elzem bir şey değildi. Milyonlarca insan sırtlarına, ayaklarına giyecek bir şey ve kalınca bir yatak, yorgan tedarik edebilirse pekâlâ yaşayıp gidiyorlar. Sıcak daha ziyade zevk içindir. Bunun için üşüyerek yaşamak bana yalnız yoksulluğun alameti gibi görünür ve hüzün verir.

    Sobanın idaresini kendi elime alırsam daha bir itidal teminine muvaffak olacağımı ummuştum. Ateşmizaç bir şef idare eder gibi son derece temkinle hareket etmeme rağmen odamda bazen başka bir işe daldığım oluyordu. Fakat bir zaman sonra öyle bir ateş içinde kendime geliyordum ki âdeta koşarak dışarı kaçıyordum.

    Reşat Nuri GUNTEKIN

    ■ Metindeki isimleri aşağıdaki tabloya göre gruplandırınız.

    Soyut Isim

  2. ■ “Bunun için üşüyerek yaşamak bana yalnız yoksulluğun alameti gibi görünür ve hüzün verir.”

    “Milyonlarca insan sırtlarına, ayaklarına giyecek bir şey ve kalınca bir yatak, yorgan tedarik edebilirse pekâlâ yaşayıp gidiyor.”

    1. Yukarıdaki cümlelerde kullanılan isimleri soyut-somut olmaları yönüyle gruplandırınız.
    2. Cümlelerde somut veya soyut isimlere fazlaca yer verilmesinin anlatımı nasıl etkilediğini belirtiniz.
  3. Mamafih bütün gece ben yalnız onu düşündüm. Kalbim onun için nihayetsiz bir şefkatle dolmuştu ve gözlerim perdelerin arkasından sabaha kadar onun beyaz örtüler altındaki mütevekkil şeklini, gittikçe solan, solgun pembe gül rengindeki çehresini ve alevcikleri hiç sönmeyen mübarek gözlerini arıyordu. Kalbim onun için şefkat ve hasretle dolmuştu.

    Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU

    Yüreciği değil, ayacığı sızlar.

    Düşünmekten, yürümekten, susmaktan,

    Ha duyasın, tarlalarda şuncağız,

    Nazlı buğday, sapanların derdini.

    Çatlamış toprak gibi, toprak kadar büyümüş,

    Yüreciği değil, değil, ayacığı sızlar.

    Fazıl Hüsnü DAĞLARCA

    ■ Yukarıdaki metinlerde isimlerle oluşturulmuş tamlamaları bulunuz. Bu tamlamaların özelliklerini belirleyiniz.

  4. metin

    AYI VE İKİ AHBAP

    İki ahbap, parasız kalınca oturup nasıl para kazanacaklarını düşünmeye başlamışlar. Doluya koymuşlar almamış, boşa koymuşlar dolmamış. İyice ümitlerini kaybetmek üzereyken akıllarına bir fikir gelmiş. Hemen komşularına gidip öldürmeyi planladıkları bir ayının postunu övmeye başlamışlar;

    — Bu ayı, öyle sıradan bir ayı değil. Ayıların kralı. Öyle kalın bir postu var ki insanı en acı soğuktan bile korur. Ayının postu öyle büyük ki bir değil iki kürk çıkar, demişler; ayının postunu övmüşler de övmüşler.

    Anlatılanlar komşunun çok hoşuna gitmiş. Fiyatta anlaşmışlar ve iki gün sonra postu getireceklerine söz verip ormana doğru yola koyulmuşlar.

    İki ahbap, ormanda alacakları parayla neler yapacaklarını düşünürken ayıların kralı -postundan bir değil iki kürk çıkacak kadar bir ayı- aniden karşılarına çıkıvermiş. Tabi ki evdeki hesap çarşıya uymamış ve yıldırım çarpmışa dönmüşler. Çareyi kaçmakta bulmuşlar. Biri hemen ağacın tepesine çıkmış. Diğeri ise hiçbir yere kımıldayamamış ve olduğu yere uzanmış. Nefes bile almamış. Yattığı yerden:

  • İyi ki bir zamanlar, ayıların kımıldamadan, soluk almadan yatanlara saldırmadığını duymuştum, diye düşünürken kocaman ayı, iki ayağı üzerinde, yerde yatan adamın yanına yaklaşmış. Ayı, adamı evirmiş çevirmiş, burnunu uzatıp onu bir güzel koklamış. Açlıktan nefesi kokan adamın leş olduğuna karar vererek oradan uzaklaşmış, ormanın içinde kaybolmuş.

    Ağaçtaki adam, tehlike geçince ağaçtan inip hemen arkadaşının yanına gitmiş:

  • Aman çok şükür. Çok korktuk ama tehlikeyi atlattık. Eee!

    Nerede bizim post, diye gülmüş ve eklemiş:

  • Ayı pençesiyle seni çevirince sanki sana bir şeyler dedi.

    Sahi neler söyledi?

    Hâlâ kendisine gelemeyen ve korkudan titreyen adam:

  • Bir daha öldürmediğin ayının postunu kimseye satma dedi,

    La Fontaine (La Fonten)

  1. “Ayı ve İki Ahbap” masalında kişi, mekân ve zamanın olay çevresinde nasıl bütünleştiğini belirleyiniz.
  2. Metinde, yaşanmış bir olayın mı yoksa kurgulanmış bir olayın mı anlatıldığını açıklayınız.
  3. Masaldaki olaylar hangi varlıkların karşılaşması ya da çatışması sonucu ortaya çıkmıştır?
  4. Metindeki olaylara “Niçin oldu?”, “Sonra ne oldu?” sorularını yönelterek olaylar arasındaki sebep- sonuç ilişkisini bulunuz ve olay örgüsünü şema ile gösteriniz.
  5. “Ayı ve İki Ahbap” ile “Biz İnsanlar” metinlerinde verilen mesajlar nelerdir?
  6. “Ayı ve İki Ahbap” masalının teması nedir?
  7. Masalın temasıyla olay örgüsünün düzenlenişi arasındaki ilişkiyi belirtiniz.
  8. metin

    İSTANBUL’UN FETHİ

    İstanbul, onun zamanında fethedildi.

    1452’de bu genç hükümdar, bütün devlet erkânıyla ve donanma ile Gelibolu’dan Anadolu Hisarı’na geldi. Anadolu Hisarı’nın karşısında büyük bir kale inşa etmek için lazım gelen bütün taş, kireç ve harç; usta, kalfa, amele, mühendis, herkes gemilerdeydi.

    Fatih, hepsini birden, bir mart sabahı karşıya geçirdi. Oradaki Bizans müfrezeleriyle bir muharebe başladı. Bu muharebede şehit düşen Türklerin mezarlığı, Hisar’ın üstündedir. Hâlâ şehitlik ismiyle yâd olunur.

    Fatih başta olmak üzere, Sadrazam Halil Paşa ve diğer vezir ve serdarlar, o sırta, 1452 senesinin Martından Ağustosuna kadar, beş ay zarfında el’an (şimdi) gözümüz önünde duran ve İstanbul Fethi’ni bir levha gibi hatırlatan Rumeli Hisarı’nı inşa ettiler.

    Bir sene sonra, 1453’te Türklüğün hafızasında daima en mübarek bir rakam gibi duracak olan bu tarihte, ordu Edirne’den ve donanma Gelibolu’dan İstanbul üzerine yürüdü, İstanbul Muhasarası, 26 Nisanda başlamış itibar olduğuna göre yirmi üç gün sürdü. Donanma, Haliç’i kapayan zinciri kıramadı. Şehre hücum, Haliç tarafındaki surlardan daha kolay olabileceği için donanmanın bir kısmı karadan Haliç’e geçirildi. Türk hayalinde daima bir irade ve himmet hamlesi gibi kalacak bu tablo millî tarihimizin en güzel levhalarından biridir. Ancak karadan geçirilmiş olan bu ince donanma da ümit edilen işi göremedi. Bütün iş yine orduya kaldı 53 gün çetin bir muhasaradan sonra ordu, Edirnekapı ile Topkapı arasındaki münhat (engin) yerde bulunan beşinci askerî kapıdan Mayısın 29’uncu Salı sabahı İstanbul’a girdi.

    Yahya Kemal BEYATLI

  9. Metinde anlatılan olayların yaşanmış mı yoksa kurgulanmış mı olduğunu nedenleriyle belirtiniz.
  10. “İstanbul’un Fethi” metninde olaylar arasındaki ilginin nasıl kurulduğunu bulup olay zincirinin oluşumunu açıklayınız.
  11. Masal metni için “olay örgüsü” ifadesi kullanılırken tarih metni için “olay zinciri” ifadesinin kullanılmasının sebeplerini tartışarak sonuçlarını defterinize yazınız.
  • Hazırlıkta getirdiğiniz öyküleyici anlatımla oluşturulmuş farklı metinleri olay, zaman, mekân ve kişi bakımından inceleyiniz.
  • İncelediğiniz bu öğelerin özelliklerinin değişmesi anlatımı nasıl etkiler?
  • Sınıfa getirdiğiniz metinlerden birini seçiniz ve dört grup oluşturunuz.
  • Birinci grup metnin kişilerini, ikinci grup mekânlarını, üçüncü grup ise zamanlarını değiştirir.
  • Dördüncü grup; değiştirilmiş kişi, mekân ve zaman unsurlarını kullanarak yeni bir olay örgüsü oluşturur.
  • Bulduğunuz metinlerle oluşturduğunuz metinleri karşılaştırarak kişi, zaman ve mekânın olaydaki işlevlerini belirleyiniz.
  1. BAŞINI VERMEYEN ŞEHİT

    Düşman askerleri:

  1. Olayın gerçekleştiği zaman ile hikâyenin kaleme alındığı zamanın aynı olup olmadığını söyleyiniz.     1 74 |    
  1. Metinde geçen kişileri bularak bu kişilerin olaydaki işlevlerini belirtiniz.
  2. Metindeki olayların birbirine nasıl bağlandığını açıklayınız.
  1. “Başını Vermeyen Şehit” hikâyesinde bir durumdan başka bir duruma geçilirken kişi, zaman ve mekânın özelliklerinde ne gibi değişiklikler olduğunu belirtiniz.
    1. Öyküleyici öğelerle olay örgüsü oluşturmada temanın etkisini açıklayınız.
  2. “Başını Vermeyen Şehit” hikâyesi ile “Ayı ve İki Ahbap” masalını inceleyerek anlatılanların gerçeklikle ilişkisini değerlendiriniz.


     

CEVAP VER