Açıklayıcı Anlatım – Zarf

0
124

Açıklayıcı Anlatım – Zarf


 

  1. Bilgi sahibi olduğunuz bir konu hakkında açıklama yaparken nelere dikkat edersiniz?
  2. Çevrenizdeki problemleri anlatmak isteseydiniz nasıl bir anlatım yolu seçerdiniz?
  3. Zaman kavramının varlığını nasıl algılarız?
  • Açıklayıcı anlatım türünde yazılmış metinler bulup bu metinleri arkadaşlarınıza okuyunuz.
  • Okuduğunuz ve dinlediğiniz bu metinlerin ortak özelliklerini belirleyip bunları tahtaya yazınız.


 

  1. KOMPOZİSYON

    Öğrencilerin imtihan kâğıtlarını okuyorum. Çoğunda bir yığın bilgi var fakat bunların konu ile ilgisi yok ve çoğu karmakarışık. Kompozisyon işte bunların zıddıdır. Çeşitli konularda düzensiz bir yığın bilgiye sahip olmak yeterli değildir. Öğrenci herhangi bir konuda lüzumlu ile lüzumsuzu seçebilmeli, fikirlerini bir sıraya koymasını öğrenmelidir.

    Karışık bir taş, demir ve cam yığını bir araya geldi mi bir mimari eser vücuda gelmez. Yapı için elbette buna benzer malzemeye ihtiyaç vardır. Fakat mimari, her şeyden önce, bir düzendir. Her taş, bir planın içinde yerli yerine konulunca bina göklere yükselir ve bir saadetin şarkısını söyler.

    Batı dillerinden alınma kompozisyon kelimesi, çeşitli şeylerin düzenli olarak bir araya getirilmesi manasını taşır ve çeşitli sahalarda musikide, resimde, mimaride ve edebiyatta kullanılır. Kelimenin çeşitli sahalara tatbiki de gösteriyor ki kompozisyon muhtevadan yahut malzemeden ziyade, onların bir araya getirilişi ile ilgilidir ve bu çok mühim bir şeydir.

    Tabiat ile hayat, insanoğlunun şekil vererek güzel ve faydalı eserler vücuda getirilebileceği muazzam bir malzeme deposudur. Resim mi yapmak istiyorsunuz? Dünyada renkten ve boyadan çok ne var? Hakiki bir ressam konu bakımından da bir sıkıntı çekmez. Bütün tabiat ve hayat işlenecek konu ile doludur. Mühimolan, herhangi bir konu etrafında bir renk kompozisyonu vücuda getirmektir.

    Sanatçının tabiata ilave ettiği şey, yeni bir düzendir. Sesler, taşlar, kelimeler ve fikirler için de durum aynıdır. Dünyada bir yığın çalgı aleti ve ses çeşidi vardır. Bunları gelişigüzel bir şekilde bir araya getirirseniz sadece gürültü çıkarmış olursunuz. Musiki çeşitli sesler arasında güzel bir düzen kurmaktır. Yahya Kemal, şiiri, bir “kelimeler istifi” olarak tarif eder. Güzel bir mısrada, kelimelerin yerlerini değiştirdiniz mi derhâl büyüsü kaybolur.

    Öğrencilere çeşitli örnekler vererek dizi, sıra, istif veya düzenin ehemmiyetini anlatmak lazımdır. Düşünce karışıklığının önüne ancak böyle geçebiliriz.

    Aslında her insan duyar, düşünür ve etrafında olanları fark eder.

    Fakat bunlar bizim içimize karmakarışık olarak girer. Her insan bir duygu, düşünce ve intiba deposudur. Konuşurken veya yazarken içinde bulunan duruma göre bu depodan bazı şeyleri seçer, cümle hâline getiririz. Eğer onlar arasında bir bağ kuramazsak yazılan veya konuşulan şeyler, başkalarına saçma gelir. “Saçmak” ile ilgili olan “saçma” kelimesi, düzenin zıddıdır. Nazım, nizam, tanzim, muntazam kelimeleri de birbirinin akrabasıdır. Tanzim edilmiş her şeyde nazma yakın bir taraf vardır. Bir manav dükkânı veya bir vitrin tanzim edilince göze güzel görünür.

    Prof. Dr. Mehmet KAPLAN

  2. Metnin konusu nedir?
  3. Yazarın bu konuyla ilgili yeterli bilgiye sahip olup olmadığını açıklayınız.
  4. Yazarın metinde problemi ortaya koyduğu cümlelerin altını çiziniz.
  5. Yazar, problemin çözümünü açıklarken hangi yöntemlerden yararlanmıştır? Bu yöntemlerin kullanıldığı paragrafları gösteriniz.
  6. KURUTULMUŞ FELSEFE BAHÇESİ

    Çiçek sevgisi birçok insanın, birçok ulusun kanına karışmıştır. Japonlar çiçeğe gösterdikleri saygı oranında ruhlarının yüceliğine inanırlar. Onlara göre, doğanın özüne yakın olmak, insana da yakın olmaktır. Onlar yolları üzerinde rastladıkları çiçeklere de hiç dokunmazlar. Çocuklar bile ormanda oyun oynamaya gittikleri vakit dalları yolmaktan, bitkileri sökmekten kaçınırlar. Japon yazıtlarından birinde şöyle bir uyarı vardır:

    “Bu ağaçtan tek bir dal koparanın parmağı kesilecektir.”

    Diyeceğim, Japonlar çiçekleri kendi çevrelerinden ayırmak istemezler. Onları saksılarda, evlerin içine kapatılmış ya da limonluklarda yapma saksılarla bunaltılmış görmek kendilerini üzer.

    Bir imparatoriçe korka korka dokunduğu bir çiçeğe şöyle demiş:

    “Seni koparırsam, elim seni kirletir.”

    Çiçekçiler de çiçekleri rastgele koparmazlar. Her dalı, her sapı özenle seçerler. Çayname yazarı Okakura Kakuzo gereğinden çok çiçek koparan çiçekçilerin utançtan yüzlerinin kızardığını yazar.

    Çiçek sevgisinde Çinliler de Japonlardan geri kalmaz. Onlar da doğaya bir sağlıkevi gözüyle bakar.

    Doğanın hiçbir hastalığı iyileştirmese de kendini beğenmişlere iyi geldiğine inanırlar. Yazarlar ise anılarında, mektuplarında en çok doğa güzelliklerinden söz açarlar. Onlara bakılırsa bir doğa parçasını dile getirmeyen yazı, hayatı gitmiş, bayatı kalmış bir nesneden başka bir şey değildir.

    Çiçek, Türk yaşamının da içine sokulmuştur. Hele İstanbul, iyisinden çiçek ve ağaç vurgunudur. XVII. yüzyılın ilk yıllarında İstanbul’a gelen Polonyalı Simeon (Simon), İstanbul’daki her bahçenin bir selvilik olduğunu söyler. Fransız gezginlerinden Jean Thevenot (Jan Dıvenot) da ondan 60 yıl sonra bütün Boğaz’ın bahçelerle dolu olduğunu görecektir. Bayram yerlerinde kurulan salıncaklar bile çiçek ve ağaç dallarıyla süslüdür.

    Salah BİRSEL

  7. Metinde işlenilen konu hangi yönüyle ele alınmıştır?
  8. Metinde, nelerin karşılaştırıldığını ve örneklendirildiğini belirtiniz.
  • “Kompozisyon” ve “Kurutulmuş Felsefe Bahçeleri” metinlerinde dil daha çok hangi işlevinde kullanılmıştır? Metinlerden bu kullanıma örnek cümleler gösteriniz.
  1. Çiçekçiler de çiçekleri rastgele koparmazlar. Her dalı, her sapı özenle seçerler.

    Yukarıdaki cümlelerde altı çizili zarflar fiilleri durum yönüyle nitelemiştir.

  • “Kompozisyon” ve “Kurutulmuş Felsefe Bahçesi” adlı metinlerinde fiilleri, fiilimsileri ve isimleri niteleyen kelimelerin altını çiziniz.
  • Durum bildiren bu kelimelerin hangilerinin niteleme sıfatı hangilerinin durum zarfı olduğunu nedenleriyle açıklayınız.
  • Durum zarflarının cümleye kazandırdığı anlamı tartışarak belirleyiniz.
  1. HİKÂYEDE YOĞUNLUK

    Millî Eğitim Bakanlığı yayınları arasında çıkan “Çehov-Hikâyeler” kitabının birinci cildinde, çeviren Servet Lünel’ce yazıldığı izlenimini uyandıran ilginç bir önsöz var. Şöyle diyor yazar: “Romanda bir ailenin içine girer, onunla birlikte yemek yer, çalışır, sever ve nefret ederiz; hikâyede ise ancak evin önünden geçer, açık bir pencereden bakıp masa başında toplanmış bütün bir aileye göz gezdiririz. Pencerenin önünden geçerken gördüğümüz sahnenin ne olduğu, nereden doğduğu hikâyede birkaç satırla gösterilmiş, aydınlatılmış olabilir ama hikâyeci isterse bunu büsbütün okuyucuya bırakır. Öyle de olabilir, böyle de. Ancak hiç değişmeyen bir şey vardır: Hikâye, kısa bir zaman içinde bir olayı, bir sahneyi anlatır.” Nahit Sırrı Örik’in hikâye tanımını da göz önünde tutarak “kısa” kavramı üzerinde duralım: Kısa hikâye… “Kısa” sayfa azlığını mı zaman darlığını mı göstermektedir? Sayfalarca süren başarılı kısa hikâyeler, uzun yıllara yayılan olayları işleyen kısa hikâyeler, “kısa” sözcüğüne başka bir anlam bulmamızı gerektiriyor, iki tanımın birleştiği nokta: Aydınlanma, “icmal” kavramı; çağdaş hikâyenin insani bir gerçekliği bir aydınlanma anı çevresinde geliştiren bir sanat türü olduğu. Öyleyse “kısalık, bu aydınlanma anını vurucu, unutulmaz kılabilmek için gereken” yoğunluk olmalıdır.

    Artık yoğunluğun dramatik gerilime yönelmesini, aydınlanma anı ile patlak vermesini çeşitli örneklerden inceleyebilir, bu anın niteliklerini saptayabiliriz. İlk anlamıyla bir “çakma”, bir “gerçekle yüzyüze geliş”tir aydınlanma; yazarın, okurun, hikâye kişisinin birdenbire bir gerçeği ayırt etmesi, bir çözüme varmasıdır. Şöyle bir soru geliyor akla: Olayın doruğuyla aydınlanma anı her zaman çakışır mı? Steinbeck (Staynbek)’in “Kasımpatıları” hikâyesindeki kadın kahraman, çerçiye armağan ettiği kasımpatılarını yolun kıyısına fırlatılmış görünce aydınlanır. Katherine Mansfield (Ketrin Mensfiıld)’in “Garden Parti” hikâyesinde küçük Laura (Lora) şık giysileriyle gittiği yoksul evinde şapkasının yersizliğini ayırt eder, “hayatı çok… şey…” bulur. İki hikâyenin de aşağı yukarı son tümceleridir bunlar, olayın doruğuyla aydınlanma anı iki örnekte de çakışmıştır. Kemal Tahir’in unutulmaz “Arabacı” hikâyesinde ise bambaşka bir durum söz konusudur: Arabacı, gerçek evinin “yollar” olduğunu çok önceden sezmiştir, oysa olayın doruğu, arabacının kendinin ev boyunduruğundan kurtaracak yalanı uydurmasıyla hazırlanır, yola çıkıp beygirleri tırısa kaldırmasıyla vurgulanır. Ömer Seyfettin’in “Yüksek Ökçeler”inde Hatice Hanım çok ufak bir gerçek keşfeder: Evinde iç rahatlığına kavuşması için yüksek ökçelere dönmesi gerekmektedir. Hatice Hanım’ın bulduğu çözüm, olayın da çözümüdür.

    “İncelediğimiz örnekler olayın doruğuyla aydınlanma anının her zaman çakışmadığını gösteriyor bize. Bazen olay anının bir çözümü olarak yeni bir doruğa yükseliyor, bazen de yaratılan etkinin sönüşü, dramatik gerilimin boşalışıyla daha alt bir gerilim düzeyinde sürüyor.”

    Yazarların tutumlarını, teknikleri kullanışları kadar “aydınlanma anı”nı kullanışları belirliyor. Sözgelimi O’Henry (O’Henri)’de “şaşırtı”dır aydınlanış. Çehov’da gündelik hayattan alınmış hüzünlü bir kesit, Edgar Alan Poe (Edgi Elın Po)’da kahramanının içine düşen bir kuşkudur. Maupassant (Mopasan)’ın kişisi, anılarını didiklerken bir gerçeği bulup çıkarır.

    Tomris UYAR

  2. “Hikâyede Yoğunluk” metninde ele alınan konuların hangi yönleri üzerinde durulmuştur?
  3. Yazarın, bu metinde açıkladığı konuya hâkim olup olmadığını açıklayınız.
  4. Açıklayıcı metinler; tanımlama, açıklayıcı betimleme, sınıflandırma, örneklendirme, benzerlik ve karşıtlıklardan yararlanılarak oluşturulur. Buna göre “Kurutulmuş Felsefe Bahçesi” ve “Hikâyede Yoğunluk” metinlerinde bu yöntemlerin hangilerinden yararlanıldığını örnekler göstererek belirleyiniz.
  • “Hikâyede Yoğunluk” metninde yazar kime seslenmiştir?
  • Buna göre açıklayıcı anlatımda yazarla okuyucu arasında nasıl bir ilişki olduğunu belirtiniz.
  1. ■ Açıklayıcı anlatımla oluşturulmuş, dinlediğiniz ve okuduğunuz metinlerin ortak özelliklerini söyleyiniz.

  • Okuduğunuz ve dinlediğiniz açıklayıcı anlatım metinlerinden hareketle açıklayıcı anlatımın özelliklerini belirleyip defterinize yazınız.
  • Açıklayıcı anlatımda kesin ve açık ifadenin önemi büyüktür.    (    )
  • Açıklayıcı metinlerde tanımlama, açıklayıcı betimleme, sınıflandırma,

    örneklendirme, benzerlik ve karşıtlıklardan yararlanmak esastır.    (    )

  • Açıklayıcı yazılarda kelimelerin mecaz anlamlarında kullanılmasına

    özen gösterilir.    (    )

    1. Yağmur kesilene dek bir çatı altında bekledik.
    2. Otobüs durağa yaklaşınca durakta bir hareketlenme başladı.
    3. Kırlardan topladığı çiçekleri annesine götürdü.
    4. Akşama yakın Yolcular Sokağı’nda bir hareketlenme görüldü.
    5. Kendisine verilen işleri bitirebilmek için ölesiye çalışıyordu.
    1. Teyzem bizi şehirde sık sık ziyaret ederdi.
    2. Düştüğümü görenler şaşkın şaşkın bana bakıyordu.
    3. Bu kente yeni yeni alışmaya başlamıştım.
    4. Döşeme tahtaları yer yer çürümüştü.
    5. Kentin üzerinde yükselen sivri sivri kuleler tuhaf bir görüntü oluşturuyordu.
    1. Kesin, açık ve anlaşılır ifadelere yer vermesi
    2. Açıklama, aydınlatma ve bilgi vermenin esas alınması
    3. Bir sorunun ortaya konup onun çözümlenmeye çalışılması
    4. Kelimeleri gerçek (temel) anlamında kullanmaya dikkat edilmesi
    5. Okuyucunun seviyesine uygun bir üslubun kullanılması

Açıklayıcı anlatımın özeliklerini söyleyiniz.

CEVAP VER